Düşünce · Felsefe · Hukuk · Siyaset · Sosyoloji

İstisna Hali/ Giorgio Agamben

agamben

*Düzenle not göndererek siteyi yalnız bırakmayan Mehmet Uysal’a bir kez daha teşekkür ediyorum. Site onun sayesinde dönüyor denebilir. 🙂

Otonom Yayıncılık, 1.Basım: Şubat 2006,İstanbul, İtalyancadan çeviren: Kemal Atakay. Notlandıran: Mehmet Uysal

      Siyaset, en iyi durumda –salt hukukla müzakere etme gücüne indirgenmediğinde—kendini kurucu güç (yani, hukuku kuran şiddet) olarak algılamak suretiyle hukukla kirlendiği için sürekli bir gerilemeye uğramıştır. Oysa aslında siyaset, şiddet ile hukuk arasındaki bağı kesen eylemdir yalnızca.

Giorgio Agamben                              

     Giorgio Agamben, İstisna Hali kitabını Bush’un emriyle Irak’ın işgal edilmesinden sonra yazar. Bu işgalin gerçekleşmesinden yola çıkarak, Batı siyasal pratiğinde demokrasi ile totalitarizm arasındaki ince çizginin, Antik Yunan’dan Roma İmparatorluğu’na oradan da Nazizme ve günümüze değin uzanan, tarihsel gelişiminin izlerini sürer. Temel sorusu “Siyasal olarak hareket etmek ne demektir?” sorusudur. Bu soruya yanıt ararken, “kamu hukuku” ile “siyasal olgu” ve “hukuk düzeni” ile “yaşam” arasındaki ara bölgeyi inceler. İstisna hali kavramı tam da bu ara bögenin tanımlanması anlamında önemlidir.

Agamben’e göre istisna hali kavramı, siyasal belirsizlik veya nedeni ne olursa olsun bir kriz durumunda, siyasal düzenin devamının sağlanması adına hukukun kendini askıya almasıdır. Burada Agamben için önemli olan, istisna halini tanımlayan ve uygulayan gücün meşruiyetini nereden aldığı meselesidir. Bu anlamıyla zorunluluk, hukuki veya siyasal boşluk, kriz ve belirsizlik kavramlarını masaya yatırarak bu kavramların istisna hali ile olan ilişkisini, bu ilişkinin Batı siyasal tarihinde geçirdiği değişimi araştırır. Araştırması sırasında özellikle üzerinde durduğu kuramcılar, hukuk ve şiddetin kaynağı ve uygulaması anlamında iki farklı çizginin temsilcisi olarak gördüğü Carl Schmitt ve Walter Benjamin’dir.

Agamben’in temel derdi, istisna halinin, yani krizle veya belirsizlikle kesintiye uğrayan toplumsal işleyişin devamını sağlamaya yönelik yasasızlık veya boşluk halinin, günümüzde artık sürekli bir hal almış, yani yasasızlığın veya boşluğun artık normal bir durum haline gelmiş olmasıdır. İstisna halini tanımlayan bir nitelik olarak yasasızlığın-hukuk dışılığın bir yasaya ve hukuka dönüşmüş olması, Agamben’e göre günümüzde Devletin ve hukukun meşruiyet zeminini belirleyen güç ilişkilerini ve bu güç ilişkilerinin etkileşimlerini yeniden okumayı gerektirir.(Sunuş, Otonom Yayıncılık)

İstisna halinin tanımını güçleştiren öğeler arasında, elbette, istisna hali ile iç savaş, ayaklanma ve direniş arasındaki yakın bağ yer alır. İç savaş, normal halin zıddı olduğu için, devlet gücünün en aşırı iç çatışmalara doğrudan yanıtı olan istisna haline nazaran bir belirsizlik bölgesinde konumlanır. Bu yüzden, yirminci yüzyıl boyunca, paradoksal bir olguya, etkili bir biçimde “yasal iç savaş” (R.Schnur,1983) şeklinde tanımlanan olguya tanık olunmuştur. Nazi devleti örneğini ele alalım. Hitler iktidarı alır almaz (ya da, belki daha doğru bir deyişle, iktidar ona teslim edilir edilmez), 28 Şubat’ta Halkın ve Devletin Korunması Kararı ‘nı ilan etti;  bu karar, Weimar Anayasası’nın kişisel özgürlüklerle ilgili maddelerini askıya alıyordu. Karar hiçbir zaman yürürlükten kaldırılmadı, öyle ki bütün Üçüncü Reich, hukuki açıdan on iki yıl boyunca süren bir istisna hali olarak değerlendirilebilir. Bu açıdan modern totalitarizm, istisna hali aracılığıyla, yalnız siyasi hasımlarını değil, şu ya da bu nedenden ötürü siyasi sistemle bütünleştirilemeyecekleri belli olan yurttaş kesimlerinin bedenen ortadan kaldırılmasına izin veren yasal bir iç savaş olarak tanımlanabilir. O zamandan bu yana, kalıcı bir acil durum halinin iradi olarak oluşturulması (büyük bir olasılıkla, teknik açıdan dile getirilmese de), çağdaş devletlerin, demokratik denilenlerin de, temel uygulamalarından biri haline geldi.(sayfa10-11)

…İstisna hali özel bir hukuk değildir (savaş hukuku gibi), hukuk düzeninin kendisinin askıya alınması olarak, hukukun eşiğini ya da sınır-kavramını belirler.(sayfa12)

Batılı devletlerin hukuk geleneklerinde istisna halinin durumuna ilişkin bir irdeleme, istisna halini anayasa metninde ya da bir yasa aracılığıyla düzenleyen sistemler ile sorunu açıkça düzenlemeyi yeğleyen sistemler arasında bir ayrım –ilke olarak net, ama aslında daha bulanık bir ayrım—olduğunu ortaya koyar. İlk grupta Fransa (bu ülkede modern istisna hali Devrim çağında doğmuştur) ve Almanya; ikincisinde, İtalya, İsviçre, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri yer alır. Doktrin de buna bağlı olarak iki yazar grubuna bölünmüştür: İstisna halinin anayasada ya da yasada öngörülmesinin uygun olduğunu savunanlar ile tanımı gereği norma sokulamayacak bir şeyin yasa yoluyla düzenlenmesi iddiasını kesin olarak eleştirenler (bu ikinci grubun başını çeken kişi Carl Schmitt’tir). (sayfa18)

…İstisna halinin temel niteliği, hukuki düzenin (bütünsel ya da kısmi olarak) askıya alınması ise, bu askıya alma nasıl olur da yasal düzen içinde yer alabilir? Nasıl olur da hukuki düzen içinde bir yasasızlığa yer verebilir? Bunun aksine, istisna hali, yalnızca fiili ve bu niteliğiyle yasaya yabancı ya da onunla çelişik bir durum ise, düzenin tam da belirleyici durumu ilgilendiren bir boşluğu içermesi nasıl mümkün olur?

Aslında istisna hali, hukuki düzenin ne dışında, ne de içindedir ve istisna halinin tanımı sorunu, tam olarak, iç ile dışın birbirini dışlamadığı, tersine birbirini belirlediği bir eşik ya da bir “ne o, ne bu” bölgesi ile ilgilidir. Normun askıya alınması, ortadan kaldırılması anlamına gelmez ve askıya almanın kurduğu yasasızlık bölgesi, hukuk düzeniyle bağlantısız değildir (ya da en azından öyle olmadığı iddiasındadır). Topografik karşıtlığı daha karmaşık topolojik bir ilişki geliştiren kuramların –Schmitt’in kuramı gibi—ilginçliği buradan kaynaklanır; söz konusu ilişkide, hukuki düzenin sınırı söz konusudur. Her durumda, istisna hali sorusunu anlamak için, onun yerleştirildiği yeri (ya da yersizliği) doğru olarak belirlemek gerekir. İstisna hali hakkındaki ihtilaf, temel olarak istisna haline uygun yer hakkında bir tartışma şeklinde kendini gösterir.(sayfa33-34)

Bir istisna hali kuramı oluşturma yönündeki en titiz girişim Carl Schmitt’in eseridir; Schmitt, kuramını temel olarak Diktatörlük (1921) kitabında ve ondan bir yıl sonra çıkan Siyasal Teoloji’de (1922) geliştirmiştir. 1920’li yılların başlarında yayımlanan bu iki kitap, deyim yerindeyse, yanlı bir kehanetle, yalnızca güncel kalmayıp, günümüzde son gelişimine ulaşmış olan bir paradigmayı (bir “yönetim biçimi”ni betimlediği için bu noktada istisna haline ilişkin Schmitt doktrininin temel tezlerini sergilememiz gerekecek.

Her iki kitapta da, kuramın telos’u [ereği], istisna halinin hukuki bağlama yerleştirilmesidir. Schmitt, istisna halinin “bütün hukuki düzenin askıya alınmasına yol açtığı için, “herhangi bir hukuki değerlendirmenin dışında kalır” gibi göründüğünü, hatta “olgusal yapısı, bir başka deyişle, tözü itibarıyla, hukuk biçimini alama[yacağı]”nı çok iyi bilir. Bununla birlikte, Schmitt için her durumda hukuk düzeniyle şöyle ya da böyle bir ilişkinin sağlanması çok önemlidir: “Diktatörlük, ister temsili diktatörlük olsun, ister egemen diktatörlüğü, bir hukuk bağlamına göndermeyi gösterir.”  “İstisna hali her zaman anarşiden ve kaostan farklı bir şeydir ve hukuki anlamda onda hukuki bir düzen olmasa da, gene bir düzen vardır.

Schmitt kuramının kendine özgü katkısı, tam olarak, istisna hali ile hukuk düzeni arasında böyle bir eklemlenmeyi olanaklı kılmasından kaynaklanır. Paradoksal bir eklemlenmedir bu, çünkü hukukun bünyesine katılması gereken şey, temel olarak onun dışında bir şeydir, hatta söz konusu olan, hukuk düzeninin kendisinin askıya alınmasıdır (Schmitt’in bir açmazı dile getiren sözleri buradan kaynaklanır: Hukuki anlamda … hukuki bir düzen olmasa da, gene bir düzen vardır”).

Diktatörlük ‘te, hukuk alanına hukuk dışı bir alanın yerleştirilmesini sağlayan şey, temsili diktatörlük için, hukukun normları ile hukukun gerçekleştirilmesi (Rechtsverwirklichung) normları arasındaki ayrım; egemen diktatörlük için ise, [anayasayı] kurucu erk ile kurulu [anayasal] erk arasındaki ayrımdır. Aslında temsili diktatörlük, “anayasanın varlığını savunmak amacıyla somut olarak anayasayı askıya aldığı” için, son tahlilde, “hukukun uygulanmasına izin veren ”bir durum yaratma işlevine sahiptir. Temsili diktatörlükte, anayasa, uygulanması açısından askıya alınabilir, “ama bu onun yürürlükte kalmasını sona erdirmez, çünkü askıya alma yalnızca somut bir istisna anlamına gelir”. Böylece, kuramsal düzlemde, temsili diktatörlük bütünüyle norm ile normun gerçekleştirilmesine yön veren teknik-pratik kurallar arasındaki ayrımda varlığını sürdürür.

Yürürlükteki bir anayasayı “o anayasada öngörülmüş, dolayısıyla kendi de anayasal olan bir hak temelinde” askıya almakla yetinmeyen; daha çok, yeni bir anayasayı kabul ettirmenin olanaklı hale geldiği bir durum yaratmak amacını güden egemen diktatörlüğün durumu farklıdır. Bu durumda, istisna halini hukuk düzenine bağlamaya imkan veren etmen, kurucu erk, “katışıksız ve yalın bir güç sorunu” değildir; o, daha çok, “bir anayasa sayesinde oluşturulmamış olsa da, yürürlükteki her anayasa ile kurucu güç olarak görünecek bir bağa, …yürürlükteki anayasanın onu tanımaması halinde bile yadsınamayacak bir bağa sahip olan bir erk”tir. Kurucu erk, hukuki açıdan  “biçimsiz” (formlos) olmakla birlikte, siyasal olarak belirleyici her eylemde yer alan “asgari bir anayasa”yı temsil eder, bu yüzden egemen diktatörlüğü için de istisna hali ile hukuk düzeni arasındaki ilişkiyi sağlayabilir.(sayfa43-44-45)

Roma hukukunun, bir biçimde modern Ausnahmezustand’ın  ilk örneği olarak değerlendirilebilecek olan, ne var ki –hatta, belki, tam da bu yüzden—hukuk tarihçilerinin ve kamu hukuku kuramcılarının yeterince dikkatini çekmemiş görünen bir kurumu vardır: iustitium.  İustitium, istisna halini paradigmatik [örnek oluşturucu] biçimiyle gözlememize olanak sağladığı için, burada ondan, modern istisna hali kuramının çözemediği açmazları çözmeyi denemek amacıyla minyatür bir model olarak yararlanacağız.

Senato, Cumhuriyet’i tehlikeye sokan bir durumu haber alırsa, bir senatas consultum ultimum  [son senato kararı] çıkarıyor, bu kararla kosüllerden (ya da Roma’da onların görevlerini yerine getiren interrex ya da prokonsüllerden), bazı durumlarda pretor ve pleb tribünlerden, uç durumlarda ise bütün yurttaşlardan devletin kurtuluşu için gerekli görülen her önlemi almasını talep ediyordu (rem publicam defendant, operamque  dent ne quid respublica detrimenti capiat [devleti savunsunlar ve devletin zarar görmemesini sağlasınlar]). Bu senato kararının temelinde tumultus (yani bir dış savaş, bir ayaklanma ya da bir iç savaş sonucu Roma’da acil durum) ilan eden ve çoğunlukla bir iustitium’un çıkarılmasına (iustitium edicere ya da indicere [iustitium çıkarma ya da ilan etme]) yol açan bir karar vardı.

     Solstitium ile tam olarak aynı yapıdaki institium terimi, sözcüğü sözcüğüne “yasanın durdurulması, askıya alınması” anlamına gelir. …Yani, institium yalnızca adli idarenin askıya alınmaını değil, bütünüyle hukukun askıya alınmasını imliyordu.(sayfa53-54)

Bu modern istisna hali için de geçerlidir. İstisna hali ile diktatörlüğü birbirine karıştırmış olmak, gerek 1921’de Schmitt’in, gerek İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rossiter’in ve Friedrich’in, istisna halinin açmazlarını çözmelerine engel olmuştur. Her iki durumda da, yazarların işine geliyordu, çünkü elbette, istisna halini, Roma hukukundaki gerçek, ama daha karanlık soykütüksel paradigmasına —iustitium ‘a—bağlayarak değil de, Roma diktatörlüğünün saygın geleneğine yerleştirerek hukuki açıdan gerekçelendirmek daha kolaydı. Bu bakış açısıyla, istisna hali, diktatörlük modeline göre, bir tam yetki hali, bir hukuki doluluk hali olarak değil, bir boşluk hali, hukuki boşluk ve hukukun durdurulması olarak tanımlanır.(sayfa60)

Şimdi istisna hali üzerine Walter Benjamin’le Carl Schmitt arasındaki bu tartışmayı bu perspektif çerçevesinde okuyacağız.

…Gerçekten de, dosyaya birinci belge olarak Benjamin’in Siyasal Teoloji okumasını değil, Schmitt’in Benjamin’in “Şiddetin Eleştirisi” (1921) yazısını okumasının yerleştirilmesi gerektiğini kanıtlamaya çalışacağız. …Benjamin’in Schmitt’in egemenlik doktrinine olan ilgisi her zaman bir skandal olarak değerlendirilmiştir ( Taubes, bir yazısında, Schmitt’e 1930 tarihli mektubu “Weimar’ın entelektüel tarihine ilişkin yaygın temsili havaya uçurabilecek bir mayın” olarak tanımlamıştır; skandalı tersine çevirerek, Schmitt’in egemenlik kuramını Benjamin’in şiddet eleştirisine bir yanıt olarak okumaya çalışacağız.

Yazının amacı, mutlak olarak hukukun “dışında” ve “ötesinde” olan ve bu niteliğiyle hukuku kuran şiddet ile hukuku koruyan şiddet (rechtsetzende und rechtserhaltende Gewalt) arasındaki diyalektiği parçalayabilecek olan bir şiddetin olanaklılığını güvence altına almaktır. Benjamin  şiddetin bu öteki görünümüne “saf” (reine Gewalt)  ya da “tanrısal” ve insani alanda “devrimci” adını verir. Hukukun hiçbir durumda katlanamayacağı şey, hukukun uzlaşılması olanaksız bir tehdit olarak algıladığı şey, hukukun dışındaki bir şiddetin varlığıdır: bunun da nedeni, böyle bir şiddetin amaçlarının hukukla bağdaşmaz olması değil, “varlığının hukuk dışı olması gibi yalın bir gerçek”tir. Benjamin eleştirisinin görevi, böyle bir şiddetin gerçekliğini (Bestand) kanıtlamaktır: “Şiddet, saf dolaysız şiddet olarak, hukukun ötesinde de bir gerçeklik olarak tanınırsa, devrimci şiddetin –insanın saf şiddetinin en üstün tezahürüne verilecek olan addır bu –olanaklılığı da kanıtlanmış olur. Bu şiddetin kendine özgü niteliği şudur: O, hukuku kurmaz, hukuku korumaz da, hukuku tahtından indirir (Entsetzung des Rechts)  ve böylece tarihsel çağı başlatır.

Schmitt’in Siyasal Teoloji’de geliştirdiği egemenlik doktrini, Benjamin’in yazısına kesin bir yanıt olarak okunabilir. “Şiddetin Eleştirisi”nin stratejisi, saf ve yasasız bir şiddetin varlığını kesinlemek amacını güderken, Schmitt için böyle bir şiddeti hukuki bağlama yerleştirmek söz konusudur. İstisna hali, Schmitt’in Benjamin’in saf şiddet fikrini kavramaya ve yasasızlığı yasanın (nomos) bünyesine yerleştirmeye çalıştığı uzamdır. Schmitt’e göre, saf, yani mutlak olarak hukuk dışı bir şiddet var olamaz, çünkü, istisna halinde, şiddet kendi dışlanması aracılığıyla hukuka katılmıştır. Bir başka deyişle, istisna hali, Schmitt’in bütünüyle yasasız bir insan eylemi şeklindeki kesinlemesine yanıt vermesini sağlayan düzenektir.(sayfa65-66-67)

Elbette, Benjamin-Schmitt dosyasında belirleyici belge, Benjamin’in ölümünden birkaç ay önce yazdığı tarih kavramı üzerine sekizinci tezdir. Burada şunu okuruz: “Ezilmişlerin geleneği, içinde yaşadığımız ‘acil durum hali’nin kural olduğunu bize öğretmektedir. Bu olguya karşılık gelen bir tarih kavramına ulaşmak zorundayız. O zaman karşımızdaki görev, gerçek istisna halinin yaratılması olacaktır ve bu, faşizme karşı savaşımımızda konumumuzu iyileştirecektir.”(sayfa71)

Benjamin ile Schmitt arasındaki istisna hali tartışmasında neyin söz konusu olduğu, artık daha açık olarak tanımlanabilir. Tartışma, bir yandan, ne pahasına olursa olsun hukukla ilişki içinde tutulması; öte yandan, aynı ödün vermezlikle bu ilişkiden kurtarılması ve özgürleştirilmesi gereken aynı yasasızlık bölgesinde gerçekleşir. Bir başka deyişle, yasasızlık bölgesinde söz konusu olan, şiddet ile hukuk arasındaki ilişkidir. Son tahlilde, insan eyleminin bir şifresi olarak şiddetin konumudur. Şiddeti her defasında yeniden hukuki bir bağlama yerleştirmeye çalışan Scmitt’in jestine karşı, Benjamin her defasında şiddete –saf şiddet olarak—hukukun dışında bir varlık vermeye çalışarak karşılık verir.(sayfa73)

Benjamin’in tezi şudur: Mitsel-hukuki şiddet her zaman bir amaca göre bir araç iken, saf şiddet asla yalnızca bir amaca (haklı ya da haksız) göre bir araç –meşru ya da meşru olmayan—değildir. Şiddet eleştirisi, şiddeti, bir araç olarak peşine düştüğü amaçlara göre değerlendirmez, şiddetin ölçütünü “araçların peşine düştüğü amaçları dikkate almaksızın, araçlar alanının kendisindeki bir ayrımda” arar.(sayfa75)

Nasıl Benjamin’in dil hakkındaki yazısında saf olan dil, iletişim aracının amacı olmayan, doğrudan kendi kendisini ileten, yani saf ve yalın bir iletişimsellik olan dil ise; saf şiddet de, bir amaca göre araç ilişkisi içinde olmayan, kendi aracılığıyla ilişki içinde olan şiddettir. Ve nasıl saf dil, bir başka dil değil ise, doğal iletişim dillerine göre başka bir yeri yoksa ve o dillerde bu dillerin dil niteliğini açığa vurarak kendini gösteriyorsa, aynı şekilde saf şiddet de yalnızca şiddet ile hukuk arasında ki ilişkinin açığa vurulması ve dile getirilmesi olarak kendini gösterir.(sayfa76)

…Savigny’nin özdeyişine (“Hukuk, özel bir bakış açısından değerlendirilmiş yaşamdan başka bir şey değildir”) yirminci yüzyılda Rudolph Smend’in şu tezi karşılık geliyordu: “Norm, geçerlilik zeminini [Geltungsgrund], kendine özgü niteliğini ve geçerliliğinin anlamını yaşamdan ve yaşama yüklenen anlamdan alır; tıpkı, bunun tersine, yaşamın, yalnızca düzenlenmiş ve saptanmış yaşamsal anlamından [Lebensinn] yola çıkarak anlaşılabileceği gibi”. Nasıl romantik ideolojide dil gibi bir şey yalnızca bir halkla olan doğrudan ilişkisi içinde (ve tersi) bütünüyle anlaşılabilir hale geliyor idiyse, hukuk ile yaşam da karşılıklı bir temel içinde sıkı sıkıya iç içe geçmelidir. […]

Norm , normal duruma uygulanabilir ve hukuki düzeni bütünüyle geçersiz kılmaksızın askıya alınabilir, çünkü  auctoritas  ya da hükümran kararı biçiminde, doğrudan yaşama gönderme yapar, yaşamdan kaynaklanır. (sayfa101-102)

Bu irdelemenin amacı, –içinde yaşadığımız” istisna halinin acilliğinde—zamanımızın bu tam anlamıyla arcanum imperii ‘ine [gücün gizemi] yön veren kurmacayı gün ışığına çıkarmaktı. İktidar sandığının/lahdinin [arca]  merkezinde barındırdığı şey, istisna halidir –ama bu temel olarak, hukukla ilişkisiz bir insan eyleminin yaşamla ilişkisiz bir normla karşı karşıya geldiği boş bir uzamdır.

Bu boş merkeziyle, makinenin etkili olmadığı anlamına gelmez; aksine, göstermeye çalıştığımız şey, kesin olarak, makinenin Birinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak, faşizm ve nasyonal sosyalizm aracılığıyla, günümüze kadar neredeyse aralıksız olarak işlemeye devam ettiğidir. Aslında, istisna hali bugün yeryüzünde azami yayılma noktasına ulaşmıştır. Böylece, dışarıda uluslararası hukuku göz ardı ederek, içeride ise kalıcı bir istisna hali yaratarak, gene de hukuku uyguladığını öne süren bir şiddet rejimi, ceza görmeksizin hukukun normatif yönünü yok sayabilir ve ona karşı çıkabilir

Doğal olarak, istisna halini, son çözümlemede istisna halinde kendi temellerini bulan bir normun ve hakların önceliğini yeniden vurgulamak için, zaman ve mekan açısından belirlenmiş sınırları içine geri döndürmek söz konusu değildir. İçinde yaşadığımız gerçek istisna halinden hukuk haline geri dönüş olanaklı değildir, çünkü artık “hal “ ile “hukuk” kavramları sorgulanmaktadır. Ama makineyi durdurmaya çalışmak, merkezi kurmacasını gözler önüne sermek olanaklı ise, bunun nedeni, şiddet ile hukuk arasında, yaşam ile norm arasında tözsel herhangi bir eklemlenme olmamasıdır. Bunları ne pahasına olursa olsun ilişki içinde tutmaya çalışan hareketin yanında, hukukta ve yaşamda tersi yönünde hareket ederek, her defasında, yapay olarak ve şiddet yoluyla birleştirilmiş olanı çözmeye çalışan bir karşı hareket vardır. Bir başka deyişle, kültürümüzün gerilim alanında iki karşıt güç hareket halindedir: Kuran ve yerleştiren bir güç ile etkinliğe son veren ve alaşağı eden güç. İstisna hali, hem bunların azami gerilim noktası, hem –kuralla örtüştüğü için—onları birbirinden ayırt edilemez hale getirme tehdidinde bulunan şeydir. İstisna hali içinde yaşamak, bu iki olanağı da yaşamak; gene de, her defasında iki gücü ayırarak, Batı’yı küresel iç savaşa doğru götüren makinenin işleyişini durmaksızın kesintiye uğratmaya çalışmak anlamına gelir.(sayfa 103-104)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s