Biyografi · Felsefe · Siyaset

Varolma Direnci ve Özerklik/ Cemal Bali Akal

spinoza

Varolma Direnci ve Özerklik: Bir Hak Kuramı İçin Spinoza’yla, Dost Kitabevi,Birinci Baskı, Ekim 2004, Ankara

notlandıran: Mehmet Uysal

Hür bir insan hiçbir şeyi ölümden daha az düşünmez ve onun bilgeliği ölüm hakkında değil, hayat hakkında derin bir düşüncedir (meditation).

Spinoza, Etika, Önerme LXVII  Türkçesi; Hilmi Ziya Ülken

XIX. yüzyıl Alman düşüncesi, insan ve özgürlüğü temelinde, yoğun bir Spinoza etkisine maruz kalmıştır. Nietzsche de bu etkiden payını alanlardandır. Üstelik o, (Spinoza’yı severek ve ona öfkelenerek) bir modernite eleştirisi bağlamında, düşünüre en uygun cevabı veren Alman olacaktır. Nietzsche’nin Spinoza’yı nasıl okuduğunu ve Spinoza-Nietzsche arasında kalan görkemli bir Alman idealizminin Spinoza’yla nasıl hesaplaştığını görmek, önce Nietzsche’ye ondan da günümüze sıçrayan bir modernite eleştirisini kavramak olacaktır.  XX.yüzyılda cevabı bulunamamış bir XIX. Yüzyıl sorusunu yeniden sormak için: İnsan ve özgürlüğü nedir? Spinoza’nın da Nietzsche’nin de kendilerinin yakın hissettikleri, meşruiyetsiz bir düşüncenin kurucusu Machiavelli’den başlayarak…

Spinoza  Spinoza’dır ve moderniteyi eleştiriyor gözüktüğü  anda ve yerde , çok modern olduğu düşünülebilecek önermelerle okurunun karşısına çıkar. Ama ortada çelişki yoktur, çünkü Spinoza sistemi karşıt görünen önermelerin birlikteliğinden oluşur. Spinoza’nın din, inanç ve düşünce özgürlüklerini, genel bir dini sistemler eleştirisi içinde, birbirinden ayırmasını bazı yorumcular “basit bir XVII. Yüzyıl ateizmi ve rasyonalizmi” diye yorumlasa da, bu ayrımla kapı, insanı dini ve etnik kökenli her türlü kapalı topluluk baskısından kurtarıp, özerkleştirilmiş tekil varlıklar birlikteliği olarak , Multitudo ‘nun eşitlikçi ve demokratik düzenine açılacaktır.(sayfa14)

İnsanlar erdemleriyle değil,tutku ya da arzularıyla belirirler Spinoza’da ve bu düzlemde, Spinoza ideal yöneticilere uygun ideal rejimler ardında koşmaz. Multitudo ‘nun hakimiyeti, her tekil varlığın en sıradan nitelikleriyle, insan olarak sosyal bütüne katılması demektir. Bu, sistemin zaaf üstüne kurulması değil, (yüceltilmiş soyut bir insan kavramı ya da birey yerine) gerçek insanların, ne iyi ne de kötü olabilecek insanlık konumları üzerine oturtulmasıdır. İnsanı düşünmenin yolu onu artık aşkın bir insan haysiyetine bağlayarak düşünmek değil, en sıradan ve gerçek konumuyla,tekil varlık olarak düşünmek ve öyle özerkleştirmek olacaktır.(sayfa15)

Varolma direnci ve özerklik: Spinoza’nın tekil varlık için geçerli parolası budur. Spinoza düşüncesi, tekil varlığı dünyadan soyutlayacak bir parola değildir. Spinoza düşüncesi, tekil varlığı bir yandan özerkleştirirken, öte yandan evrensel bir dayanışmaya, yardımlaşmaya, dostluğa, kısaca “İletişim”e itecektir. Burada Spinoza’yla Vitoria arasında kurulacak bağ, modernitenin üstünden atlayan bu iki düşünürden,  gündemdeki küreselleşme olgusuna bakılabileceğini gösterecektir. Gerçek düşünsel/bedensel özerkliğin kurulması,  sınırların,  düşüncelerin/bedenlerin dolaşımını engelleyemeyeceği bir dünyada  mı mümkün olacaktır?(sayfa16)

Machiavelli’nin güç kuramıyla, Spinoza’nın güç kuramı arasında bir uçurum vardır ve Spinoza her zaman yaptığı şeyi yapıp, benzerliği tam bir farklılığa dönüştürmüştür. Machiavelli’nin modern olmasını engelleyen bir kavramı, başka bir bağlama çekip, hem moden hem de modern ötesi kılmıştır. Machiavelli’de  Hükümdar’ı iyi ve kötünün, haklı ve haksızın, doğru ve yanlışın ötesine çıkaran meşruiyetsiz  güç anlayışı onu keyfince hareket etmekte (hükümdar dışında herkes karşısında) özgürleştirir. Oysa güç Spinoza’da tekil varlıkların varolma ısrarıyla, Conatus’la özdeşleşerek, düşünürün terminolojisindeki özel anlamıyla  “hak”kı oluşturmuş, tekil varlığı herkes karşısında düşünsel/ bedensel açıdan özerkleştirmiştir. Ancak dönüştürülen daha da önemli bir ek unsur vardır. Spinoza düşüncesi bedene odaklanmış bir düşüncedir. Onda güç deyince akla “beden”gelir. Kendisi olarak varolmayı sürdürmek isteyen tekil varlığın varolma istenciyle özdeşleşmiş son derece maddi bir şey…Her tekil varlığın gücü ve hakkı, bedenin gücünden ve hakkından başka bir şey değildir. Akıl da, Spinoza ‘da bedeni bedenle düşünmekten başka bir şey olmadığına göre devre kapanır. Öyleyse gücü düşünmek ve kullanmak, bedeni düşünmek ve bedensel olarak varolmak için tekil gücü kullanmaktan başka bir şey değildir. Güç Machiavelli’de olduğu gibi (Hükümdar bunu yapar) başkalarına karşı kullanılan bir şey değil, varolmayı sürdürmek (direnmek) için kullanılan bir şeydir. Salt Hükümdar’ın hakkı (onun sınırsız hakkı başkalarına karşı gücü kullanma hakkıdır) yerine, her tekil varlığın herkese ve her şeye karşı varlığını sürdürme hakkı diye adlandırılabilecek bir güç/hak tanımıdır bu.(sayfa62)

…Sonuçta Spinoza’nın  Ethica’sı hiçbir ideal, aşkın ya da teolojik göndermesi olmayan metafizik bir adetler çözümlemesidir ve içinde hiçbir dogma, hiçbir kural, hiçbir pratik öğüt olmadığı için de ahlakla ilişkisi kesilmiştir. O ortak coşkudan tecrit olmuş bir ahlaktan başka şey üretemez ve ümitsiz bir felsefeye dönüşür. Filozof  da anlam yaratıcı olmayı, kültürel deha olmayı seçmektense,  dünyanın anlamsızlığına boyun eğer, tabii nedenlerin zorunlu akışına kapılıp gider. Böylece sonuçta Dejardin’e göre, Spinoza’ya karşı Kant hümanizmi, sonluluğunu yücelten bir insanı anlatırken, insanın kendisini olduğundan farklı görmesini sağlamaya yönelmiştir.(sayfa77)

Spinoza, çeşitli yorumlara açık, çözülmesi kolay olmayan, çok yönlü bir düşünürdür. Bir yönüyle ele alındığında onu modern düşüncenin herhangi bir akımıyla özdeşleştirmek mümkün olabilir. Ama hemen bu özdeşleştirmeyi çürütecek başka yönleri devreye girer. Spinoza’yı anlamak, oldukça zorlu bir uğraşı, sistemin bütününü düşünmeyi gerektirir. O sistem de genel olarak tüm premodern ve modern düşünce akımlarıyla hesaplaşan bir  “geleneksel felsefenin reddi”nden başka bir şey değildir. Dolayısıyla, Spinoza son derece modern gözüken bazı önermeleriyle ortaya çıktığında, bunların statik önermeler olmadığını, Spinoza’nın düşünce bütünü içinde, bu önermelerin de ötesini düşünmeye yarayacak sıçrama tahtaları bulunduğunu unutmamak gerekir; yoksa çok hareketli, bütün bir düşünsel evrimin hemen her anını sorgulayan, her soruyu karşılayan, ama bu arada hepsini aşan bir yöntem gözden kaçırılmış olur.

Spinoza’nın en modern gözüken yanı, din ve inaç sorununun nasıl çözüleceğini anlattığı Tractatus theologico-politicus’taki önermelerdir. Modern laik düşüncenin bu bağlamda Spinoza düşüncesine bir itirazı olamaz. Düşünür orada, aynı tasarımın mimarları olan Suarez ve Hobbes’un izleyicisi gibi görünmektedir.

Spinoza Tractatus theologico-Politicus’ta Kutsal Kitap’ı yeniden okur ve onun yorumu konusunda, kişisel düşünceyi özerkleştirir. Bu özerklik, inanç konusunda Spinoza’nın “herkes özgürce dilediği gibi inanabilir”, “herkes mantığına uygun bulduğu şeye karar verebilir” diyerek çerçevesini belirlediği, “felsefeyi teolojiden ayıran” özerkliktir. Burada belli bir dini sistem karşısında, kişisel yorumlara kapıyı açan münferit özerklikler söz konusudur:  İnanç atomlara ayrılmakta, farklı yorumların eşitliği temelinde, şu ya da bu İnanç yerine  inançlar oturtulmakta, tanrısallık bütünüyle içsel bir çerçeveye indirgenmektedir. Dini bağlamda  “salt kişisel”  bir özgürlük anlayışı burada ortaya çıkacaktır. Kimse bir başkasını dini bahane ederek kendisi gibi düşünmeye zorlayamaz. Bu konuda , insanların, ilahiyatçıların önyargılarına karşı, özerk düşünce oluşturmaları bir gerekliliktir.(sayfa107-108)

Tözcü yaklaşımı,Spinoza düşüncesinin tamamını belirler ve Spinoza’ya geleneksel felsefi söylemin dışına çıkma imkanı verir. Hiçbir şey Spinoza’da beklenebileceği gibi değildir. O güne kadar alınan düşünsel tavırların, saf tutmaların, karşıtlıkların hep dışında kalır. Bir şeye karşı olması, ona karşı olan başka bir şeyin yanında durmasını gerektirmez. Spinoza’yı herkes yakaladığını sanır, ama öte yandan o herkesin elinden kaçar. Ethica ‘sı aslında felsefedir ve bu felsefe, felsefeciler kadar felsefeci olmayanlara da kendini okutturur. Dünyayı anlatmak için kullandığı sözcükler onun düşüncesinde alışılmış anlamlarının dışında beklenmedik, şaşırtıcı anlamlar kazanırlar.(sayfa145-146)

Spinoza’nın özgün düşüncesini, “Bütün-parça” ilişkisi belirler: Bu düşünceler her şeyden önce “Özne”yi yok eden bir düşüncedir. Spinoza’da evrenin merkezi, sosyalliğin merkezi ve insanlığın merkezi yoktur (Tanrı-devlet-birey). Evrensel akıl, kendisini evrenden ayırarak evreni tasarlayan ve düşünen bir akıl değildir. Evrensel akıl, bir bütün olarak, evrenin tüm parçalarıyla kendini düşünmesinden başka şey olamaz. Tıpkı herhangi bir tekil aklın bedeni bedenle düşünmekten başka şey olamaması gibi. İnsanın da kendisini evrenden ayırarak düşünmesi aslında varoluşsal bir aldatmacadan başka bir şey değildir. İnsan ancak kendini evrenin bir parçası olarak düşünebilirse makul düşünebilir.  Öyleyse, bütün- parça ilişkisi çerçevesinde, kendini bedeninde bedeniyle düşünen parçaların sayısal toplamı evreni düşünmeye yönelik bir birlik oluşturur.(sayfa150)

Yalnızca demokrasi, insanların huzur içinde, makul akla uygun,saçmalığın hakimiyetinden uzak yaşamasını sağlayan ve bu açıdan hiçbir alternatifi olmayan yönetim biçimidir. Siyasi bütünün ne adına kurulduğu düşünülürse, herhangi bir yapılanmanın sağlaması gereken mantıklı ve vazgeçilemez koşulun ne olduğu ortaya çıkar:  En iyi düzenleme ya da saçmalıktan en uzak yapılanma, temel amaç barış ve güvenliğin sağlanması olduğuna göre, insanların birbiriyle anlaşarak ve yasaları çiğnemeden yaşadıkları düzenlemedir. Spinoza’ya göre, “yurttaş olarak doğmayan” insanlar bile, böyle bir düzen içinde yaşayarak yurttaş olmayı öğreneceklerdir. (sayfa155)

Antoni Negri, Spinoza’nın binlerce yıldır süren ideolojik bir diktatörlüğü, Platon, Aristoteles, Polybius’dan Aydınlanma felsefesine, oradan bugüne uzanan ve demokrasiyi, diğerleriyle aynı düzlemde bir yönetim biçiminden başka şey saymayan inancı olağanüstü bir biçimde yıktığını söyler. Negri’ye göre, geleneksel yönetim biçimi sıralandırması karşısında, demokrasinin Spinozacı benzersiz tanımı, “yönetim- karşıtı” bir tanımdır. Spinozacı demokrasi bir yönetim biçimi değil, bir sosyal dönüşüm etkinliği, bir tür “sonsuz değişim”dir. Yirmiyahu Yovel de, Spinoza’nın aşkın değerlere inandığı için değil, ona göre demokrasi tam da aşkın değerlerin olmadığı saf bir içkinlik dünyasına en uygun sistem olduğu için, ilk gerçek demokratlardan biri olduğunu ileri sürecektir. (sayfa172)

…Demokratik düzenin çerçevesi Spinoza’da açıkça belirmiştir:  Bu dengelenmiş kişisel tutkuların hakim kıldığı düzendir.(sayfa 205)

Robert Misrahi’ye göre, Spinoza’da insanın özü arzudur (Cupiditas) ve Arzu bir varoluş felsefesinin temel taşıdır: İnsan öncelikle aklıyla değil, varoluşunu dile getirmeye ve pekiştirmeye yönelik eylemiyle tanımlanır. Söz konusu eylem onun mutluluğuna ya da mutsuzluğuna yol açacaktır. Bu düzlemde bilme yetisi, varolma gücünden başka şey değildir (ki bu anlamda gerçek erdemdir) ve yalnızca karışık, bulanık düşüncelerden eksiksiz düşünceye, hüzünden başka şey vermeyen kölelikten hep neşe kaynağı olan, bilincine varılmış gerçek özgürlüğe geçişin aracıdır: Ethica’ nın IV. ve V. Bölümleri de bu varoluşçu düşünce doğrultusunda okunmalıdır.(sayfa171)

“Tanrı her yerdedir” derken, canlı cansız bütün varlıkları tanrısallaştırmak… İnsanlığı atomlara ayırarak evrenselleştirmek ve parçalamak… İnsanı sözde kutsallaştırırken, onu her şeyle özdeşleştirerek, bir karınca ya da taş parçasıyla aynı kılmak ve sıradanlaştırmak… Her insanın sınırını, evrenselleştirilen tüm varlıklarla belirlemek…Artık bu düzende, insanın herhangi bir başka varlık ve kuşkusuz herhangi bir başka insan karşısında, ona tercih edilebilir olmadığını söylemek…Her insanın sınırı herhangi bir başka insandır, her inancın sınırı herhangi bir başka insanın inancıdır, ne kadar insan varsa o kadar inanç vardır ve hiçbir inanç bir başkasına tercih edilebilir değildir demek… İnsanı, düşüncesiyle/bedeniyle, evrensel bütünün sonsuzca bölünmüş parçası haline getirmek ve böylece, onu sonsuzca eşitlenmiş tekil varlığa dönüştürmek…

Tutkular üstüne inşa edilmiş bir sisteme, ancak böyle bir parçalanma yakışabilir. Spinoza düşüncesinde, temel iki soruna, insani tutkular üstüne oturmuş ortak bir cevap verilmektedir: İnsanı kademelendirilmiş cemaat baskısından kurtarmak ve özerkleştirilmiş varlık olarak, modern ve modern ötesi sosyalliğin belirleyiciliğine sunmak…(sayfa194)

Erdemli davranmak, Spinoza’ya göre, artık yalnızca Makul Akıl’ın buyruğu altında, kişinin, “kendisi için yararlı olanı arama” ilkesi doğrultusunda hareket etmek, yaşamak ve varlığını sürdürmektir. Böylece ortak nitelik kazanan bir tekil yarar arayışı, insanın başına buyruk kaldığı bir yalnızlıkla kıyaslanırsa, yalnızca sosyallik içinde insanı alabildiğine özerk kılacaktır. (sayfa204)

Spinoza’da  Zorunluluk/özgürlük bağı özgür iradeyi yok eder. Bir başka deyimle, belirlenimlerimizin tabiattan ve sosyallikten kaynaklandığı düşünülürse, artık özgürlük diye bir şey yoktur; yuvarlanan taş yuvarlandığının bilincine varırsa kendini özgür sanacaktır. Ama özgürlük kavramının Spinoza düşüncesindeki içi boşalmış hali, gücün kutsanmasına değil, tekil varlığın özerkliğine atlanan bir basamak olacaktır ya da Spinoza’da  özgürlükten söz edilecekse, bu, ancak (eksiksiz eylem olarak) her insanın kişisel ve özerk eylemi olabilecektir. Spinoza , Descartes’in düşünen insanı yerine, düşünsel/bedensel özerkliğini dile getiren insanı koyarak, farklı bir hak tasarımı (konvansiyonel olmayan ya da modernite ötesi) oluşturabilecek ve böylece bir “iradecilik-baskı-modernite”karşıtlığı kuracaktır. O, “Hukuk ve Hak nedir?”sorusuna hem premodern kaynaklara hem de günün modern kaynaklarına (örneğin Hobbes’un  başvurduğu) gönderme yapmadan cevap verir. Çelişkin biçimde, Spinoza’da hak kuramı arayışı, geleneksel tanımıyla hakkı (herhangi bir kaynağa yapılan göndermeyle açıklanan hakkı) reddeden bir temel üstüne oturtulabilir:  Hak güçtür, daha doğrusu her bedenin varolma ısrarıyla (conatus ) belirlenmiş gücüdür.(sayfa221)

Spinoza , alternatifi olmayan rejim olarak sunduğu demokrasinin temeline düşünceyi açıklama özgürlüğünü oturtmuştur. Ayrıca bu demokrasi anlayışına göre, her türlü etnik,dini kümelenme reddedildikten sonra, gerçek düşünsel/bedensel özerklik hep daha büyük toplanmalar içinde sağlanabilecektir. Spinoza’nın kuramı, Multitudo diye adlandırdığı ve en küçük örneği ulus- devlet olan demokratik bütün içindeki sınırsız bedensel/düşünsel ilişkileri akla getiren, iletişimsel bir kuramdır. Bu düşüncede beden merkeze oturur ve  beden-akıl klasik ayrımı kırılır. Akıl bedeni bedenle düşünmektir ve hak dirimsel güçle özdeştir. Demek ki, düşünceyi açıklama özgürlüğü aynı zamanda bedensel bir özgürlüktür. Beden de zaten her durumda bir ifade aracı ve biçimidir.(sayfa280)

Demokrasi her tekil varlığın düşüncesini engelsizce açıkladığı, bedensel özerkliğini gerçekleştirme imkanı bulduğu iletişimsel bir sistemse, eksiksiz demokrasi, bir güçler ya da haklar birliği olarak, hep en büyük sayıya doğru yönelip, Multitudu’nun gerçek bütünle özdeşleştiği anda kurulmuş olacaktır. Tabii  Spinoza mantığıyla bu, Bütün/parça ilişkisi doğrultusunda, “merkezsiz” bir kümelenme olmak zorundadır. Öyleyse Spinoza’nın tarih dışı düşüncesinde, mümkün olan en büyüğün aşılamazlığı içinde, içkin bir özerklikler tarihi vardır. Bu hareketlilik, bir kez daha Spinozacı tanımla, hukuku aşan bir haklar sürecini devreye sokar. Ulus-devletler diye adlandırılan parçalı bütünleri birbirlerinden ayıran insani kurallarla özdeşleşmiş  “hukuk”, tekil varlıkların varolma ısrarıyla özdeşleşmiş “haklar”ıyla uzlaşmaz bir karşıtlık içindedir. Bu, XVII. Yüzyıl ortasında, “hukukun yerelliği” karşısına  “hakkın evrenselliği”nin çıkarılmasıdır ve Spinoza böyle okunabilirse, döneminden gündemin tam ortasına sıçramıştır.(sayfa232)

…Spinoza’nın verdiği en önemli siyaset felsefesi şudur:  Rasyonel temelli moral bir zorunluluğa bağlı hukuki ilişkiler bütününe indirgenen ve toplumdan ayrılarak özerkleştirilen bir siyasi alan yoktur. Siyasetin gerçek öznesi, bütünlüğü içinde, farklılaşmış ve eklemlenmiş sosyal sistem ve onu istikrarlı kılan ya da çökerten güç ilişkileridir. (sayfa291)

François  Zourabichvili,  Spinozacı söylemi şöyle tanımlar:  O başlangıçta okurun yakından tanıdığı geleneksel bir kavrama başvuruyormuş gibi yapar;  ama bununla amaçladığı şey, kavramın anlamını hemen saptırarak, okuru birdenbire yeni bir entelektüel çerçevenin içine atmaktır. Gerçekten de böyle bir yöntem, işin başında  yeniliğin içine yerleşmekten daha etkilidir;  yoksa anlamları değişmiş kavramlar durumdan haberdar olan okura sunulurlarsa, olsa olsa, güçlü önyargılardan oluşmuş bir duvara çarpıp geri dönerler. Spinoza, bunun yerine, yüzkızartıcı alışkanlıklar edinmiş kişilere güvenilir kılıklar verip, onları iyi aile çocukları arasına sızdırır. Bu yöntem, okurun ayaklarının kaymasına neden olduğu gibi, neredeyse gülünçtür de;  insan pusulayı kaybettiğini ve hiç keşfetmemeyi tercih edeceği yerlere sürüklendiğini hisseder. Kuşkusuz bu, bütünüyle Spinozacı bir maske ve dönüşüm sanatıdır.(sayfa233)

Spinoza, sessiz sedasız yaşadığı gibi, ölüm üstüne konuşmadan ve onun üstüne uzun uzun düşünmeden, yine sessiz sedasız ve  yalnız  21 Şubat 1677’de ölür. O sabah  her zamanki gibi Spyck’lerle kahvaltı ettiğine göre kendisi de bu erken ölümü beklememektedir.  25 Şubat 1677’de bir Protestan kiliseye götürülür.Üstünde  “caute” yazılı mezarı buradadır,  ama Spinoza içinde değildir…

Çekmecesindeki metinlerin, ölümünden hemen sonra, Amsterdam’daki yayıncısı Rieuwertsz’e gönderilmesini istemiştir. O yılın sonunda, imzasız eserleri ve mektupları okurun eline ulaşacaktır. Yine de yayıncıları Spinoza’nın kişisel mektuplarını yokedip, yalnızca felsefi metinler içerenleri bıraktıkları için, Spinoza, düşüncesinin ardında kaybolur gider. 1665 tarihli mektup XXVIII’de Johannes Bouwmeester’den istenen gül reçeli gibi ender ve dokunaklı iki ayrıntı dışında. (sayfa32)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s