Düşünce · Felsefe · Feminizm · Postmodernizm

Ben Sen Biz/ Luce Irigaray

luceirigaray

İmge Kitabevi, Kasım 2006, Çevirenler: Sabri Büyükdüvenci ve Nilgün Tukal, notlandıran: Mehmet Uysal

     Ben ve sen arasında birbirine indirgenemez farklılık olmadan biz mümkün değildir. Biz’in bu en mahrem ve evrensel, gündelik ve kutsal yeri, kadın ve erkek arasında konumlanır. Gerçekten iki olduklarında kadınlar ve erkekler birbirlerini sevebilirler ve birlikte yaratabilirler. Böyle bir dünya karşısında çok küçüğüz:  Özellikle anneler ve kız çocukları arasında, kadının kendisiyle ve diğer kadınlarla  ilişkisinde  ortaya çıkan ve telafi edilmesi gereken kültürel gecikme nedeniyle, hala yetişkin ve  sevenler/sevgililer olmaktan çok, çocuğuz.

     Kadınlar olarak eşitlik isteminde bulunulması, bana göre nesnel bir gerçekliğin yanlış ifade edilmesidir. Eşitlik istemi bir karşılaştırmayı varsayar. Kadınlar kimle ya da neyle eşit olmak ister? Erkeklerle mi? Kamu görevlerinde mi? Hangi ölçüte göre? Niçin kendileriyle değil?

    Eşitlik savlarının daha yetkin çözümlemesi, bunların yüzeysel bir kültür eleştirisi düzeyinde iyi temellendirilmediğini, ancak kadınları özgürleştirme aracı olarak ütopik kaldıklarını da ortaya koyar. Kadınların sömürülmeleri cinsel farklılıktan kaynaklanır;  çözümü de yine cinsel farklılıkta olacaktır. Günümüzde kimi eğilimler, çağımızın bazı feministleri, cinsiyetin yansızlaştırılması konusunda aşırı istemler dile getirmektedir. Söz konusu istem gerçekleşmesi mümkün bir istem olsaydı, insan türünün sonu anlamına gelirdi. İnsan türü, üremeyi ve doğurganlığı sağlayan iki türe (genre) ayrılmıştır. Cinsel farklılığı ortadan kaldırmayı istemek, tarihin tanık olduğundan daha radikal bir soykırıma davetiye çıkarmaktır. Öte yandan önemli olan, iki cinsiyetin her biri için geçerli olacak bir türe aidiyet değerlerini tanımlamaktır. Henüz var olmayan ama her bir türe saygı duyulan bir cinsiyet kültürünün geliştirilmesi yaşamsal önem taşır.(sayfa10)

     İki cins arasında iktidar paylaşımı  açısından bir dengenin kurulabilmesi için, kadın cinselliğinin de kültürel değerlerle donatılması ya da kadın cinselliğinin kültürel olarak (yeniden) değerli bir cinsellik haline getirilmesi gerekmektedir. Bugün bu durum, Simone de Beauvoir’ın İkinci Cinsiyet’i yazdığı zamandan daha açık biçimde görülmektedir.(sayfa11)

      Kültürün ataerkil oluşumu, cinsiyetler arasındaki ilişkilerin evriminde ortaya çıkar. Ayrıca dilin derin kullanımında kendini gösterir.

Cinsiyet  farklılığı dili belirler ve dil tarafından da belirlenir. Bu farklılık yalnızca zamir ve iyelik sıfatları sistemini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda sözcüklerin cinsiyetlerini ve dilbilgisel sınıflamalardaki dağılımını da belirler: Canlı/cansız, somut/soyut, eril/dişil gibi. Doğa ve kültürün kavşak noktasında konumlanır. Ancak ataerkil uygarlıklar dişil olanı öylesine değersizleştirdiler ki bu uygarlıkların yaptığı gerçeklik ve dünya betimi doğruluktan uzaklaştı. Bu yüzden dişil olan, dilimizde farklı bir  olarak varlığını sürdürmek yerine, eril olmayan, bir başka deyişle var olmayan soyut bir gerçeklik haline geldi. Bir kadının kendini kelimenin tam anlamında cinsel alana hapsedilmiş bulunmasına benzer şekilde, dişil gramer türü de öznel bir ifade olarak yok edildi ve kadınlara ilişkin sözcük dağarcığı, kadını eril özneye bağlı bir nesne olarak tanımlayan değersizleştirici ve küçümseyici sözcüklerden oluşturuldu. Bu yüzden kadın olarak konuşma ve işitilmede kadınlar bu denli zorluk çekmektedir. Kadınlar ataerkil düzen tarafından dışlandı ve yok sayıldı. Bu yüzden hem kadın olup hem de tutarlı ve akılcı tarzda konuşmak mümkün değildir. (sayfa18)

      Bu kitapta geliştirilen düşünceler kesinlikle basit bir suçlama ya da eleştiri amacı taşımamaktadır. Bu düşünceler toplumsal örgütlenmeyi, cinsel düzeni ya da düzensizliği açıdan yorumlamayı hedeflemektedir. Ayrıca bu boyutun çözümlenmesi için belirli araçlar önermeyi ve mevcut önemli bilgi kaynaklarından örnekler vererek toplumsal adaletin, ne olduğunu pek de bilemediğimiz kültürel dönüşüm gerçekleşmeden sağlanamayacağını göstermeyi amaçlamaktadır. (sayfa19)

     Tüm özneler ne aynıdır ne de eşit, zaten böyle olmaları da doğru değil. Bu durum, özellikle cinsiyetler için geçerlidir. Bu nedenle, öznel ve nesnel hakları düzenleyen toplumsal-kültürel araçları anlamak ve değiştirmek zorunludur. Toplumsal  adalet, özellikle cinsel adalet, dil yasalarını ve  toplumsal düzeni belirleyen değerler ve hakikat kavramları değişmeden gerçekleşemez. Kültürel araçların değiştirilmesi, orta ve uzun vadede malların yeniden bölüşümü kadar önemlidir. Biri olmadan diğeri yürümez. (sayfa20)

    Genellikle erkeklerin açık, kadınların ise belirsiz tarzda konuştukları söylenir. Erkek söylemi hiç de iddia edildiği gibi açık değildir. Niçin? Çünkü erkekler topluluğu, gerçekliği çarpıtan ve dönüştüren sivil ve dinsel normlara uygun biçimde yapılanmıştır. Erkekler topluluğunda sözcüklerin ve şeylerin değeri kısmen gerçek, kısmen keyfi, kısmen de ikameci hale gelmiştir. Bu da erkekler arasındaki mübadeleleri anlaşılmaz kılmıştır. Çünkü bu mübadeleler, hepsi (kadınları ve erkekleri) güncel algılardan koparıp sürgüne gönderen kurallara ve uzlaşımlara göre yapılır. Ataerkil kültürler iktidarlarını pekiştirdikleri oranda, mübadele ve iletişim sistemleri bireysel denetim ve doğrulamaya olanak vermezler ve yalnızca uzmanların uğraşı haline gelir. Bu, modern dünyanın karşı karşıya kaldığı yıkımların nedenlerinden birini oluşturmaktadır.

     Kuşkusuz,  her bireyin tüm tarihi yeniden keşfetmesi olanaksızdır. Ancak kadın  ya da erkek her bireyin, kendi kişisel ve toplumsal tarihini keşfetmesi  gerektiğini ve keşfetmek zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun gerçekleşebilmesi için kadın erkek herkesin bedenine ve görüşlerine saygı duyulması gerekmektedir. Kadın erkek herkes yükümlülüklerinin ayırdında olmalı ve kendi kararlarının yargıcı olmalıdır. Kimse inanmak zorunda değildir. Bu psişik ve sosyolojik görüngü, tehlikeli ve yapay güçlerin yaratıcısıdır. İnanç, deneyime  gösterilen dikkatin aksine kimliği ve sorumluluğu yok eder. İnanç söylem düzenlerinde ve bunlara eşlik eden imge sistemlerinde işlerlikte olan tarihsel boşlukları ya da yanlışları genellikle pekiştirici işlev görür.(sayfa26-27)

     Dil cinsiyetliyse nasıl olur da söylem cinsiyetli olmaz?  Dil kimi temel kuralları açısından; sözcüklerin cinsel tür dağılımının cinsel yan anlamlara ya da niteliklere hiç de yabancı olmayan bir tarzda belirlenmiş olması açısından; sözdağarcığı açısından cinsiyetlidir. Dolayısıyla erkeklerin ve kadınların söylemleri arasındaki farklılıklar, hem dilin ve toplumun hem de toplumun ve dilin etkileri sonucu oluşmuştur. Dili değiştirmeden toplumu, toplumu değiştirmeden dili değiştiremezsiniz. Dil ve toplumu birbirinden ayırt etmek olanaksız olsa da, kültürel dönüşümü stratejik olarak kimi zaman dil, kimi zaman da kültür açısından vurgulamak mümkündür. Ama asla edilgen bir şekilde dilin evrim geçirmesini beklememeliyiz. Söylemin ve dilin dönüştürülmeye çalışılmasının sağlayacağı avantajlar, daha fazla kültürel olgunluk ve daha fazla toplumsal adalet elde etmede tereddütsüz kullanılabilir. Söylem ve dil boyutunun kültür üzerindeki öneminin hiç dikkate alınmaması, yansız olduğu iddia edilen teknolojinin hükümranlığını, tanık olduğumuz tarikatçi gerilemeleri, toplumsal ve kültürel parçalanmaları ve çeşitli tekçi sömürgecilikleri fazlasıyla güçlendirmektedir. (sayfa32-33)

     Kadınların, erkeğinkine eşdeğer öznel bir konum elde edebilmeleri için, farklılıklarının tanınmasını sağlamaları gerekir. İçlerindeki ötekine saygı göstererek ve aynı saygıyı toplumdan isteyerek, kendilerini geçerli özneler, bir anne ve babanın kız çocukları olarak onaylamaları gerekir. (sayfa49)

     Yazı yazmak, tanımadığım, benimle aynı dili konuşmayan ve benimle aynı çağda yaşamayan pek çok insana düşüncemi iletme olanağı veriyor.Bu nedenle yazmak, belleklerde yer edebilecek, yayılabilecek, Tarih’te yer alabilecek bir yapıt ve bir anlam dizgesi oluşturmak anlamına gelmektedir. Yirminci yüzyılın sonunda yazıyı kullanmak, söylemimin biçimi ve içeriği açısından bakıldığında yeni bir kültür çağının oluşturulması girişimi olarak yorumlanabilir. Bu girişimin geçmiş, bugün ve gelecek açısından Tarih’in bu anında gerekli olduğunu düşünüyorum. (sayfa54)

     Ben bir kadınım. Bu kimliğimle yazıyorum.Niye kadın olarak yazmak geçerli olmasın ki?  Kadın olarak yazmanın mümkün olmadığını söylemek ya kadındeğerlerini küçümsemektir ya da cinselin öznel ya da nesnel önemli bir boyut olduğu bir kültürün reddedilmesidir. (sayfa55)

      Speculum (1974),  ‘dişil bedenin’ eril yapıtlara girmesini ileri süremez; çünkü dişil beden bu yapıtlarda zaten hep yer almıştır. Ama felsefede dişil  beden bunun örneklerine rastlansa bile, her zaman yer almamıştır. Doğal olarak bunun farkındayım.  Speculum, bir cinsiyetin diğer cinsiyet tarafından tekelci bir şekilde kullanım(lar), mübadele(ler) ve temsil(ler) hakkını eleştirir. Bu eleştiriye, bir kadının, yani  kitabı imzalayan Luce Irigaray’ın bedenine duyduğu öz-sevgiyle ve oluşturduğu öz-temsille ilgili fenomenolojik temel düşünceler eşlik eder. Kitapta izlenen bu yöntem, dişil bedenin erkeklerin söyleminin ya da onların çeşitli sanatsal uğraşlarının nesnesi olarak kalmamasını, kendini duyumsayan ve kendisiyle özdeşleşen dişil bir öznellik arayışının oluşturucusu olmasını içerimler. Böylesi bir araştırma kadınlara bedenlerine uygun biçimsel-mantık  {morpho-logique} önermeyi hedeflemektedir. Ayrıca bu araştırma, eril özneyi de kendisini cinsiyetli özneler arasında mübadele edebilecek bir beden olarak yeniden tanımlamaya davet etmeyi amaçlamaktadır. Sözünü ettiğim toplumsal ve kültürel dönüşüm için çaba sarf etmek, bu yapıtımın ufkunu oluşturur; bu yapıtta kültürün oluşumunun yeniden düşünülmesi için vurgu bir kültür alanından diğerine kaydırılır.(sayfa61-62)  Morphologique :yazar biçimsel mantık ya da biçim mantığı olarak karşılayabileceğimiz morphologique sözcüğünü morpho-logique şeklinde çizgiyle ayırarak kullanmış böylece biçimi (bedeni) ve mantığı ayrı ayrı vurgulamak istemiştir (ç.n.).

    Cinselliğimizi geliştirmek, bir çocuk daha yapmayı değil, ama başkalarıyla hoş ve verimli ortak bir yaşam için cinsel enerjimizi dönüştürmeyi gerektirir. Toplum, cinsel arzularımızın bastırılmasını, yadsınmasını ya da geçersiz kılınmasını ya da bu arzuların ilkel ya da hayvansı hallerinin korunmasını talep etmemelidir. Ama toplum cinsel arzuların kendine, kendi cinsiyetinden ve diğer cinsiyetten insanlara ve genelde tüm insanlara saygılı olacak biçimde, bireysel ve toplumsal bir öznellikle bütünleştirilmesini sağlamalıdır. Buna ulaşmaktan ne denli uzağız!  (sayfa68)

     İki cinsten oluşmuş bir çiftin dünyanın yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak resmedildiğine hiçbir yerde rastlanmaz. Erkekler, dişil türden araçlarla ve kadın-nesnelerle çevrelenmişlerdir. Erkekler dünyayı eşit haklara sahip cinsiyetli özneler olarak kadınlarla birlikte yönetmemektedir. Bu, dönüşüm ancak  dişil türün yeniden değerli kılınmasıyla gerçekleşebilir. Gerçekten de dişil olan, başlangıçta sadece farklı olan, şimdi eril-olmayanla özdeşleştirilmiştir. Kadın olmak, erkek olmamaya denk düşürülmüştür. Psikanaliz de, kuramında ve pratiğinde kadın olmanın erkek olmamakla özdeşleştirilmesini sakin bir şekilde penis ya da fallus hasedi olarak ifade eder. Bu geçeklik yalnızca kültürün belli bir döneminde ve dilin belli bir haline karşılık gelen bir gerçekliktir. Dolayısıyla kadınların özgürleşmesinin yolu, “erkek haline gelmekten” ya da erkeklerin organlarını ve nesnelerini kıskanmaktan değil, dişil öznelerin cinsiyetlerinin ve ait oldukları dilsel türün yüceltilmesinden geçer. Bu ikisi tamamen birbirinden farklı şeylerdir. (sayfa74)

Kadınlara cinsiyetli bedenlerine uygun öznel ve nesnel haklar vererek ya da haklarını iade ederek, biyolojik veya toplumsal cinsiyetin diğeri üzerindeki egemenliğini dengelemek toplumsal adalet sorunudur.

Yaşam hakkı alanında adaletin sağlanabilmesi için, kadınlardan ve erkeklerden oluşan bir insan türü kültürünün oluşturulması ve cinsel kimliklerine uygun olarak iki cins için tanımlanmış yurttaşlık haklarının ve yükümlülüklerinin yazılı yasalar haline getirilmesi gerekir. Bu bakımdan, hala Tarih’in çocukluk dönemindeyiz. Ne mutlu! (sayfa 82-83)

Mevcut hukuk erkeklere göre oluşturulup geliştirilmiştir. Cinsiyet farklılığını dikkate alarak tanımlanmış yasalar sorununu,  kadın hakları olarak ileri sürülmesi gereken şeyler açısından ele alıyorum:

İnsanlık onuru hakkı, yani:

Kadınların beden ve imgelerinin ticari kullanımının durdurulması.

Kamusal alanlardaki tutumlarda, sözlerde ve imgelerde kadınların kabul edilebilir temsilleri.

Kadınların işlevsel bir yönü olan anneliğin sivil ve dini iktidarlarca sömürülmesine son verilmesi.

İnsani kimlik hakkı, yani:

Bakireliğin (ya da fiziksel ve ahlaksal bütünlüğün) aile, devlet ya da din tarafından hiçbir biçimde paraya çevrilemez ve indirgenemez dişil kimliğin bir unsuru olarak yasal düzenlemeye kavuşturulması. Dişil kimliğin bu unsuru, kız çocuğuna sivil bir konum kazanma ve bekaretini arzu ettiği sürece koruma (isterse bekaretini dini bağlılık açısından da koruyabilir) ve aile içinden ya da dışından bu hakka zarar verecek kim olursa  olsun yasanın yardımıyla ona şikayette bulunma olanağını  verir. Kızların bizim kültürümüzde (batılı kültürlerde) erkekler arası mübadeleye daha az konu olduğu doğru olsa bile, kızların bekaretini pazarlayabildiği pek çok ülke/kültür varlığını koruyor. Buna karşın erkekler arasında mübadele edilebilir bedenler olarak görülen kızların kimlik statüsü ne yeniden ele alındı ne de bu statünün yeniden formülleştirilmesi söz konusu oldu. Kızların bireysel ve toplumsal yurttaş olarak kendilerine dayanak alacakları pozitif bir kimliğe gereksinimleri vardır. Kızların sahip olacakları bu özerk kimlik, kadınların erkeklerle girdikleri duygusal ilişkilerin kendi rızalarıyla kurulmasının sağlanması ve evlilik kurumunun kadınların eril iktidar nedeniyle kendilerine yabancılaşmalarını engelleyen bir kurum biçimini alması için de gereklidir.

Ayrıca evlilik kurumu, özellikle yetişkin olmayan kız çocukların evliliği açısından yasal olarak değiştirilmelidir. Çocukların evliliği konusundaki yasal düzenlemeler, günümüzde genç çiftlerin, özellikle de reşit olma yaşına henüz girmeden çok erken bir dönemde evlenen bir kadının velayetinin aileye, dine ya da devlete verilmesini desteklemektedir. Yasal evlilik yaşının küçültülmesi ya da reşit olma yaşının büyütülmesi ve çiftlerin yasal sorumluluğa sahip olmadıkları gayri hukuki bir kurum gibi işleyen evliliğe izin verilmemesi gerektiği kanısındayım.

Dişil kimliğin (ayrıcalıklı bir parçası olarak değil) bir parçası olarak annelik hakkı. Beden hukuki düzenlemelerin konusu haline gelebiliyorsa (ki öyledir), dişil bedenin medeni hukukta bakire ve potansiyel olarak anne olacak bir beden şeklinde tanımlanması gerekir. Bu annenin hamile kalıp kalmamayı seçmesine ve hamileliklerin sayısını belirlemesine dayanak oluşturacak bir medeni hakka sahip olacağı anlama gelir. Bu durumda çocuğun doğumunu annenin kendisi ya da yetkili kıldığı bir kişi (erkek ya da kadın) nüfus idaresine kaydettirebilecektir.

Anneler ve çocuklar arasındaki karşılıklı yükümlülükler medeni hukukta tanımlanacaktır. Böylece anne çocuklarını koruyabilecek ve yasa ona bu konuda yardım edecektir. Bu durum anneye, çocuklarla, özellikle kız çocuklarıyla ilgili kaçırma, ensest ilişki, tecavüz ve istismar olaylarında sivil toplum adına davacı olma olanağı sağlayacaktır. Anne ve babanın yükümlülükleri farklı şekilde tanımlanacaktır.

Eril haklardan kaynaklanan silahlanma ve çevre kirliliği de dahil tüm tek yanlı kararlara karşı kadınların kendi yaşamlarını ve çocuklarınkini, yaşam alanlarını, geleneklerini ve dinlerini savunma hakları olacaktır.

Örneğin dil gibi mübadele sistemleri erkek ve kadın için eşdeğer bir mübadele hakkını güvenceye alacak biçimde yeniden düzenlenecektir.

Kadınlar, tüm sivil ve dinsel  (din de sivil iktidarı temsil eder)  karar organlarında eşit sayıda temsil edilecektir. (sayfa91-92-93)

Bir kadın olarak yaşamımda tinsel gelişmeyi sürdürebilmek için en gerekli olduğunu keşfettiğim şeyler şöyle özetlenebilir:

1- Bir kadın olarak doğduğum;  ama bana ait olan bu bedenin ruhu ya da tini haline gelmem gerektiği düşüncesi. Dişil bedenimin gelişip serpilmesini sağlamalıyım;  kendisini tanımasını, çevreyle ilişkilerinde kozmik ve toplumsal bir dengeye sahip olmasını sağlamalıyım; başkalarıyla kendisine uygun olmayan baştan çıkarma hilelerine dayanmayan mübadeleye girmesini sağlayacak araçlar kazandırmalıyım.

2- Bekaret ve anneliğin bana ait tinsel boyut içerdiği düşüncesi. Bu boyutlar eril kültür tarafından sömürgeleştirilmiştir: Bekaret, eril kutsalın cismanileşmesinin bir koşulu olduğu kadar, babalara (ya da erkek kardeşler) ve kocalar arasında da bir ticaret nesnesi haline gelmiştir. Bugün onun kadınların hakkı olduğu ve kadınların bekaretleri karşısında sorumluluğa sahip oldukları doğal ve tinsel bir mal olarak bekaret üzerinde yeniden düşünülmesi gerekmektedir.

Tüm kadınların bedensel ve tinsel malları olarak bekareti yeniden keşfetmeleri gerekir; bu, onlara bireysel ve kolektif kimlik konumlarını geri verebilir (ve ayrıca anneleriyle ilişkilerinde olası bir sadakatin kurulmasını sağlar; böylece anne-kız ilişkisi de erkekler arasındaki ticarete konu olmaktan kurtulur). Annelik de maddi boyutuyla değil, tinsel boyutu içinde düşünülmelidir. Belki de bunu düşünmek ve gerçekleştirmek anneleri ve kızları arasındaki ilişkiyi düşünmekten daha kolaydır.

Kadınların çifte bir kimlik geliştirmesi gerekir:  Bakire ve anne. Yaşamlarının her döneminde. Çünkü ne bekaret  ne de dişil kimlik doğuştan elde edilmez. Kuşkusuz bakire doğuyoruz, ama bedenlerimizi ve ruhlarımızı kültürel ve ailevi prangalardan kurtarmak için de bakireleşmemiz gerekir. Benim için bakire olmak bir kadının tinsel olanı ele geçirmesiyle  eşdeğerdir.  Ve bu, hep daha fazla şey elde etme sorunu değil, daha az şeye sahip olma sorunudur;  korkularımız, başkalarıyla ilgili fantazileriniz karşısında kendini daha özgür hissetmek ve kendinizi  gereksiz bilgiden, iyelik ve yükümlülüklerden özgürleştirmektir.

Yaşam süresi bu görevi gerçekleştirecek kadar uzun değil!  Yaşça ilerlemek, kimliğimizin tamamlanmasının üzerine titremek konusunda bizi daha özgür kılacak aşamalara ulaşılmasına dayandığından, bu görevin yerine getirilmesinde bize yardımcı olabilir. (sayfa123)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s