Düşünce · Felsefe · Psikoloji

Merleau-Ponty Üzerine/ D. Thomas Primozic

ponty

Sentez  Yayınları, 2013, çeviren: Zeynep Zafer Esenyel

Altını çizen ve notlandıran Mehmet Uysal’a katkısı için teşekkür ediyoruz.

Merleau-Ponty, düşüncelerini hem felsefenin hem de psikolojinin etkisi altında geliştirmiştir. Felsefi yaşamı, Descartes’in düalizmi karşısındaki eleştirel tutumuyla başlayan Merleau-Ponty’ nin  psikolojik araştırmaları ise dönemin davranışçı psikolojisinden kesin kopuşuyla şekillenmiştir.

Merleau-Ponty,  Husserl’ in fenomenolojik yöntemine çok şey borçludur. Husserl, insan deneyiminin  bilinmesi ve dile getirilmesine yönelik bu yeni yöntemin radikal bir düşünme biçimi  olmasını istemiştir.

Husserl’ e göre fenomenoloji, sorgulanmış bir hayat yaşamanın ve temiz, varsayımsız bir bakış açısı kazanmanın aracıdır.

Merleau-Ponty, “Algının Fenomenolojisi” nin  önsözünde şunları yazar:  “Fenomenoloji, özlerin araştırılmasıdır ve buna göre bütün  problemler  özlerin betimlemelerini yapmakla aynı kapıya çıkar; sözgelimi algının özü ya da bilincin özü gibi. Fakat fenomenoloji aynı zamanda özleri varoluşa geri veren bir felsefedir de ve insan  ve dünyaya ilişkin bira kavrayışa “olgusallıklarından” başka bir başlangıç noktasından hareketle ulaşmaya da çalışmaz.”

Fenomenoloji, “yaşantılarımızın” ve önümüzde duran dünyanın bütün bir ufkunu (ya da sınırını) bu deneyimleri kuran fenomenleri (insan bilincine verdikleri halleriyle) sadık ve otantik bir şekilde betimlemeye çalışarak, kapsamlı bir şekilde açıklamaya çalışır.

Merleau-Ponty,  “Algının Fenomenolojisi”nde, bedenin algı, bilgi ve anlam söz konusu olduğunda oynadığı özsel rol aracılığıyla beden –özne kavramını geliştirmiştir. Merleau -Ponty’e göre, algı basitçe düşünsel  yetilerimizi  kullanarak izini sürebileceğimiz bilinçli ya da bilişsel bir olay değildir. Kökensel ve temel olarak  pek çok açıdan algı, bilinç öncesi ve tema  öncesidir  (zihinlerimiz bu algıyı, üzerinde düşünülecek entelektüel bir tema anlamında). Ona göre algıda baskın rolü beden oynamaktadır.

Merleau-Ponty’ ye göre, yaşamımız  boyunca taşıdığımız anlamları veren şey de beden ya da beden-öznedir. Kısacası  Merleau-Ponty’e göre, bizler beden varlığıyızdır ve bedenimiz olmadan varolmamız mümkün değildir. Bilincimiz, deneyimimiz  ve  kimliğimiz, bedenimizde ve bedenimiz aracılığıyla vardır.   Beden -özne  olmaksızın varolamayız;   bu nedenle insan deneyimi, yaşam, bilgi ve anlam da varolamaz. O halde, İngiliz empiristleri ve onların çağdaş felsefi mirasçılarının söyledikleri gibi salt “duyum” ya da salt “düşünüm” diye bir şey yoktur. Algısal dünya çok daha karmaşık ve sentetiktir. Zihin ve beden çok daha fazla birbirlerine geçmiş haldedir.

Merleau-Ponty, kendi yaşantı deneyimlerine ilişkin incelemeleri aracılığıyla, özellikle de algılama süreci içerisinde, bir sözcüğün anlamı ile sembolik  göstergesinin, tıpkı  zihin ve beden gibi, birliktelikli bir varoluşu paylaştıklarını keşfetmiştir.  Ona göre,  göstergenin varlığı ile anlamın varlığı tek bir varlıktır.

O halde benlik, dünya ile egonun bir sentezidir ve insan bedeni aracılığıyla yaşanmaktadır. Bu beden, herkese açıktır ve bundan dolayı da sosyal, maddi , uzam ve zamansal koşullarla doğrudan sınırlanmıştır. Böyle olduğu için de  özgürlüğümüz, mutlak olmaktan çok konumumuza tabidir ve onun tarafından belirlenmiştir.

O halde bedenimin, benliğimin benim için anlamı;  toplumsal bir projenin, politik bir sürecin sonunda oluşur. Merleau-Ponty, politika felsefesini, dönemin politik yapılarına ilişkin fenomenolojik bir analizle, diyalektik bir ruh içinde ve muğlaklığın gerçekliğine  güvenerek geliştirmiştir.

Merleau-Ponty’ ye göre gerçek filozof; kanıtlardan, karmaşıklık kadar muğlaklıktan, mutlak  doğruluk arayışından ve bu arayışa yönelik bulunabilecek her türlü şeyden  şüphe etme güdüsü tarafından çekilmektedir. Bu, gerçek filozofu karakterize eden ve tarih boyunca da etmiş olan Sokratik septizm ya da Merleau-Ponty’ nin sorgulama olarak adlandırdığı şeydir.

Bedenlerimizin, şeylerin kendilerinin dünyasıyla etkileşimimizi ve temasımızı sağlaması ve sürdürmesi gibi, dil de toplumsal, paylaşılmış ve yaşanmış hakikatlerin dünyasında yaşamamızı ve bunu sürdürmemizi sağlar.

Merleau-Ponty  bilimin, şeylere tepeden bakmasına, bu nedenle de algısal inanç tarafından verilen şeyler dünyasıyla özel temasımızı ifade etme görevi için yeterli olmadığına yönelik  eleştirilerini “Göz ve Tin” de  de dile getirerek eserine devam eder. Fakat sonrasında,  bu teması  dile getirmek   için bir disiplin olarak sanata dönmenin  daha uygun olacağını hisseder.

Merleau-Ponty,  bizim dünya içinde olduğumuzu ve bu deneyim hakkındaki şarkımızı, bizlerin, her zaman için ve değiştirilemez bir şekilde beden-özneler olarak burada,  şeylerin kendilerinin tam ortasında   konumlandığımızı , başka bir deyişle, kim ve ne olduğumuzu ve burada neyin bilinebileceğini açık hale getirecek şekilde söylememiz gerektiğini düşünür.

Maurice Merleau-Ponty, okumamız, duymamız, anlamamız, kendi bakış açımızı düşünmemiz ve eleştirmemiz için hepimiz adına çok önemlidir. Sokrates gibi, o da deneyim dünyamızı otantik merak ve sorgulamaya yeniden açar. Sorumluluk sahibi gerçek bir düşünür ve katılımcı haline gelmek için bize bir çıkış noktası sunar. Bu çıkış noktasıyla, bize büyük bir armağan verir:  Gerçek insanlardan oluşan bir toplum ile yeni  ve çok önemli felsefi keşiflerin imkânını yeniden canlandırır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s