Felsefe

Aşka Övgü/ Alain Badiou

Ammar Kılıç

Can Yayınları, 2011, 77 sayfa, Fransızca aslından çeviren: Orçun Türkay

Kitap, Nicolas Truong’un Badiou’yla Aşk üzerine yaptığı bir söyleşinin dökümünden oluşuyor. Orçun Türkay’ın çevirisi takdire değer.

I. Tehdit Altındaki Aşk bölümünden

Ben aşkın ortaklaşa bir zevk olduğuna, neredeyse herkes için yaşama yoğunluk ve anlam kazandıran bir şey olduğuna inanıyorum, bence aşk bütünüyle risksiz bir düzende yaşamın zenginliği olmaktan çıkar. Bu bana biraz da bir ara Amerikan ordusunun yaptığı “sıfır ölüm”lü savaş proragandasını anımsatıyor. (s.16)

“Sıfır ölüm”lü savaş, “sıfır riskli” aşk; rastlantıya, beklenmedik olana yer yok, işte bence bu genel bir propaganda aracılığıyla aşkı tehdit eden, güvenlik tehdidi olarak adlandıracağım ilk öğe. Kaldı ki görücü usulünden de çok farklı değil. Tamam zorba anne babalar tarafından aile adına yapılmıyor, ama bu kez her türlü rastlantının, beklenmedik olayın, dolayısıyla temel risksizlik düşüncesi adına tüm varoluş şiirinin önünü kesen, önceden bir düzenleme aracılığıyla kişisel güvenlik gözetiliyor. (s.16)

Şunu da eklemek gerekir: Risk asla ortadan kalkmadığından, Meetic’in [Fransa’da internet üzerindeki bir tanışma sitesi] propagandası da, aynı şekilde yayılmacı ordularınki de, riskin aslında başkaları için geçerli olduğunu söylemeye dayanıyor yalnızca! Aşka çağdaş güvenlik kurallarına göre hazırlamışsanız kendinizi, rahatınıza uymayan ötekini başınızdan savabilirsiniz. Acı çekerse, bu onun bileceği iştir, sizi ilgilendirmez, öyle değil mi? (s.17)

Güvenlikçi aşk, ana ilkesi güven olan her şey gibi, iyi bir sigortası, iyi bir ordusu, iyi bir polisi, iyi bir kişisel zevk psikolojisi olan için risksizlik anlamını taşır, tüm risk karşısındakinin üstüne yıkılır. Kaldırımdaki çukurlardan metro koridorlarındaki polis denetim noktalarına, her şeyin “sizin rahatınız ve güvenliğiniz için” yapıldığını söylediklerini fark etmişsinizdir. İşte karşımızda aşkın iki temel düşmanı: sigorta sözleşmesi güvenliği ve kısıtlı zevklerin rahatlığı. (s.17)

II. Felsefecilerle Aşk bölümünden

Bence aşkta, rastlantının saf tekilliğinden evrensel bir değer taşıyan bir öğeye geçme olasılığı var. (s.23)

Aşk bir karşı-deneydir. Sadece sağlıklı olarak yarar sağlayacak bir değiş tokuş olarak düşünülmezse ya da kâr getiren bir yatırım gibi önceden uzun uzadıya hesaplanmazsa, aşk gerçek anlamda rastlantıya duyulan güven halini alır. Farkı oluşturan şeyin temel deneyimine ve özünde, dünyanın farktan hareketle sınanabileceği düşüncesine yaklaştırır bizi. (s.23)

Jaques Lacan bize cinsellikte aslında herkesin, hani denebilirse, kendi işine baktığını anımsatır. Elbette ötekinin bedeninin aracılığı sözkonusudur, ama sonuçta zevk yalnız sizin zevkiniz olacaktır. Cinsellik birleştirmez, ayırır. Çıplak olmanız, ötekinin bedenine yapışmanız bir imgedir, düşsel bir tasarımdır. Gerçekteyse, zevk sizi ötekinden uzaklara, çok uzaklara götürür. Gerçek özseverdir, aradaki bağ düşseldir. Dolayısıyla, cinsel ilişki yoktur, diye bir sonuca varır Lacan. Bu formül büyük patırtı koparmıştır, çünkü o dönemde herkes tam da o “cinsel ilişkiler”den söz ediyordur. Cinsellikte cinsel ilişki yoksa, aşk cinsel ilişki eksikliğini gideren şeydir. Lacan aşkın cinsel ilişkinin kılık değiştirmiş hali olduğunu söylemez hiç de, onun söylediği cinsel ilişkinin olmadığı, aşkın bu ilişkisizliğin yerini tutan şey olduğudur. Bu çok daha ilginç. Bu düşünce onu öznenin aşkta “ötekinin varlığı”na erişmeye çabaladığını düşünmeye itmiştir. Aşkta özne kendinden öteye, özseverliğin ötesine geçer. (..) İşte aşktaki karşılaşma budur: Ötekini olduğu haliyle sizinle birlikte var etmek için, ona doğru atılırsınız. Aşkın cinsellik gerçeği üstünde düşsel bir resim olduğu yönündeki, bütünüyle bayağı anlayıştan çok daha derin bir anlayıştır bu. (s.24)

Kendi felsefem içinde söylemeye çalıştığım şey, aşkın (..) bir gerçeklik oluşumu olmasıdır. Neyin gerçekliği diye soracaksınız? İşte bu gerçeklik önemli bir nokta: Dünya birden değil de ikiden hareketle sınandığında nasıl bir yer olur? Dünya benzerlikten değil de farktan hareketle incelendiğinde, gerçekleştirildiğinde ve yaşandığında nasıl bir yer olur? Bence aşk budur işte. Doğal olarak cinsel arzuyu ve o arzunun yaşattığı şeyleri içereni bir çocuğun doğumunu içeren, ama aynı zamanda doğrusunu söylemek gerekirse, başka bin bir türlü şeyi, deneyim, farktan hareketle bir bakış açısıyla yaşandığında olabilecek her şeyi içeren bir tasarıdır. (s.26)

Ben aşka “kendini adama”ya ilişkin bir deneyim, dolayısıyla kendimi ötekinin yararına unuttuğum bir deneyim olarak da görmüyorum, dünyada öteki, en sonunda beni Bambaşkası’yla ilişkilendiren şeyin modelidir. (s.27)

Sevdiğim kadının omzuna yaslanıp, örneğin dağlık bir bölgede akşamın dinginliğini, sarılı yeşilli çayırı, ağaçların gölgesini, çitlerin ardında kımıldamadan duran kara somaklı koyunları ve kayalıkların arkasında yiten güneşi görüyorsam ve onun yüzü aracılığıyla değil de şu haliyle, dünyanın içinde sevdiğim kadının da aynı dünyayı gördüğünü, bu özdeşliğin dünyanın parçası olduğunu ve aşkın tam o anda özdeş bir farkın çelişkisi olduğunu biliyorsam, işte o zaman aşk vardır ve daha da var olacağına ilişkin umut verir. (s.27)

Aşk her zaman dünyanın doğuşuna tanık olma olasılığıdır. Kaldı ki bir çocuğun doğuşu da, aşka gerçekleştiyse, bu olasılığın örneklerinden birdir. (s.28)

III. Sevgililerin Kurduğu bölümünden

Aşk yalnızca iki birey arasındaki karşılaşma ve kapalı ilişkiler değildir, o bir kurma işlemidir, artık Bir’in değil, İki’nin bakış açısından bir yaşam oluşur. Ben buna “İki’nin sahnesi” diyorum. Kişisel olarak, yalnızca başlangıç sorunlarıyla değil, süre ve süreç sorunlarıyla da ilgilendim her zaman.

N.T.: Siz diyorsunuz ki aşk karşılaşmayla özetlenemez, ama süre içinde gerçekleşir. Neden özneyle nesnenin birbirine karıştığı bir aşk anlayışını kabul etmiyorsunuz?

Aşk üstüne bugün de hâlâ çok yaygın olan ve bir şekilde aşkı karşılaşmada harcayan romantik bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Demek istediğim şu ki, aşk şu haliyle dünyada karşılaşmada, büyülü bir dışsallık anında yakılıp kül ediliyor, tüketiliyor, harcanıyor. Orada mucize gibi bir şey oluyor, varlık yoğunlaşıyor, özneyle nesnenin birbirine karışıtığı bir karşılaşma meydana geliyor. Ama olaylar böyle geliştiğinde, karşımızdaki “İki’nin sahnesi” değil, “Bir’in sahnesi” olur. (s.32)

Aşk karşılaşmaya indirgenemez, çünkü o bir kurma işlemidir. Aşk düşüncesinin bilmecesi o kurma işlemini gerçeğe dönüştüren süre sorunudur. (..) Şöyle diyelim: Aşk inatçı bir serüvendir. Serüven dolu tarafı gereklidir gerekli olmasına ama inat da gerekir. Karşımıza çıkan ilk engelde, ilk ciddi görüş ayrılığında, ilk sıkıntılarda vazgeçmek aşkın bozulmuş bir halini yansıtır. (s.33)

IV. Aşkın Gerçekliği bölümünden

Şiirle aşk ilanı arasındaki benzerlikler bilinmektedir. İki durumda da, dilin sırtına yüklenen büyük bir risk vardır. (41)

Aşk ilanı rastlantıdan yazgıya geçiştir, bu yüzden onca tehlikeli, onca korkutucudur. (s.41)

N.T.: Diyelim ki, aşk olduğu haliyle İki’nin ortaya çıkışı, “İki’nin sahnesi”. Ya çocuk? Çocuk “İki’nin sahnesi”ni bozmaz mı, parçalamaz mı? Sevgililerin oluşturduğu “İki”yi bir araya getiren “Bir” değil midir? Ama aynı zamanda onların birlikteliğini uzatacak ya da onları ayırabilecek bir Üç değil midir?

Çok derinlikli ve ilginç bir soru bu. (..) Çocuk gerçekten de aşk uzamının bir parçasıdır, o uzamda kendi jargonumda bir nokta olarak adlandırdığım şeydir. Nokta dediğim şey bir olayın yoğunlaştığı, başka yöne sapmış, değişmiş, ama sizi “onu yeniden ilan etmek” zorunda bırakan bir biçimde geri dönmüşçesine, sahnenin bir şekilde yeniden oynanması gerektiği özel bir andır. (..) Aşkta, çoğunlukla hemencecik aşkın yeniden ilan edilmesi gerekir. Şöyle diyebiliriz: Noktayı (yeniden) yapmak gerekir. Ben çocuğun, çocuk arzusunun, doğumun bu olduğunu düşünüyorum. Aşk sürecinin parçasıdır, orası kesin, aşkta bir nokta oluşturur. Her çiftin doğum süresinde bir sınavdan geçtiği bilinir, bu hem bir mucize, hem de bir güçlüktür. Çocuğun çevresinde, o bir olduğundan, İki’yi yeniden açığa vurmak gerekir. (s.45)

V. Aşkla Siyaset bölümünden

Siyaset büyük olasılıkla devletsiz yapılamaz, ama bu iktidarı amaçladığı anlamına gelmez. Onun amacı topluluğun neyi yapabileceğini bilmektir, nokta nokta, dünya deneyimini yaşamaktır, türün üremesini sağlamak değil. (s.50)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s