İslam

İslam ve Sınıfsal Yapı/ Ali Şeriati

Tuğba Soylu

Orj. adı: Cihetgîriy-i Tabakâti İslâm, Fecr Yayınları, İkinci Basım, Ocak 2010, 159 sayfa.

Dr. Ali Şeriati’nin, 1355 yılında yaptığı özel konuşmanın ve yine aynı yılda bir söyleşisinin –uzmanlaşma üzerine- üç defter/ bölüm olarak kitaplaştırılmış hâli. Faiz, mülkiyet, Kur’an’da sınıfsal yapı, sömürü, mal dağılımı ve fakirlik, Peygamber’in sınıfsal yapıya bakışı gibi konular yer alıyor.

Dr. Ali Şeriati, inkılâbın öğretmeniydi ve halen de öyledir.’ *

Birinci Bölüm

Syf 15 …biz ‘idealist’ değiliz, ‘realist’ olamayız. Bu kavramları bir kenara atmalıyız. Kendimizi bu kalıpların içine soktuğumuzda İslâm’ın bir yarısını almış, diğer yarısını atmış oluruz. Sonra da dağınık ve sorumsuz kişiler oluruz.

Syf 24 Şehrin güneyindeki işçinin, çiftçinin gündeminde dünyadan uzaklaşmak yok. Sofiyane, rahibâne, zahidâne ve dünyadan uzaklaşmaya dönük vaazlar hep eşraf meclislerinde yapılır. Bu zamana bakın. Bütün hutbeler zengin ve ensesi kalınların, irfanî ve tasavvufî gece partileri var.

Syf 26 Bazen insanın kapitalizmin kuyusunda Yusuf gibi hapsolmuş vicdanı feryat eder, sahibini uyandırır ve onu kurtarmak ister.

Syf 31 Bu dünyadan el etek çekme adıyla öyle bir sonuç doğuyor ki; ilahî nimetler ve memleket nimetleri gibi bütün nimetler züğürtlere, haylazlara, murdarlara ve gayri Müslimlere kalıyor. Bu Müslümanlar dünyadan el etek çektiklerinden, gayri Müslimler dünyayı yağmaladığından, insanların alın yazısı ve geleceği, ekonomik gücü kendinde barındıranların elinde bulunduğundan; ister istemez Müslümanların insanî ve fikrî gelecekleri başkalarının inisiyatifinde olur. Bunun en güzel numunesi Hindistan’dır.

Syf 35 Ekonomik yokluk, fakir bir toplum ve geri kalmış bir ekonomi gibi asli bir mesele söz konusu olduğunda İslâm, ekonominin önemine ve her türlü ekonomik büyüme ve ilerlemeye vurgu yapar. Burada söz konusu olan toplumsal bir meseledir.

Syf 36 Bireysel hayatta züht, ilerici ve ilahî bir durumdur. Ancak toplum hayatında yoksulluk ve zillet felsefesidir. Dolayısıyla toplumsal açıdan sermayedarlık, iktisadî büyüme, maddî kalkınma, olabildiğince güçlü ve daha fazla mala sahip olma, alt yapısı ‘demir’ olan İslâm toplumunda çok güçlü Kur’anî ve İslâmî dayanağa sahiptir.

Syf 38 Eğer meseleye bir bütün olarak bakmazsak, söz gelimi bireysel iktisadî görüşü alıp da toplumsal uygulamaya kalkarsak; yoksul, bedbaht, zavallı ve geri kalmış bir toplumla karşı karşıya kalırız. Aynı şekilde İslâm’ın toplumsal iktisadî görüşünü bireye uygulamaya kalkarsak; bireysel kapitalizme ve mal yığmaya kapı aralamış oluruz.

Syf 42 Kapitalist sistemin yok edilmesinin yolu da maddî imkânlara sahip olmaktan geçer.

Syf 45 Bugün revaçta olani taklit ve tebliğ edilen İslâm, esnaf ve mollaların ilişkisinden ibaret olan İslâm’dır. Bunlar birbirleriyle alıp vermekte. Biri diğeri için dini düzenlemekte, öteki de buna karşılık diğerine dünya inşa etmektedir. Daha sonra da bu karşılıklı alışverişten halk için, halkın işine yaramayan bir din üretiyorlar. Onun istediği ekonomi nedir, söyleyin? Bütün İslâm ekonomisine bir bakın, küçük bir burjuvazi ekonomisidir!

Syf 50 Ekonomik sistem öyle bir sistem olmalı ki haddini aşan ve aşmak isteyen ‘herife’ kanunî ve pratik fırsat ve imkân tanımamalı. Ona bu imkânı verip de sonra ahlakî açıdan onu kontrol etmeye çalışmak değil. Yani alt yapısı kapitalizm, istismar ve sömürü; üst yapısı ahlâk, adalet ve takva olan bir yapıyı kurmak doğru olmaz. Üretim ve ekonomi temeli üzerine, ahlakî üst yapıyı kurmak gerekir. İslâm’ın söz ettiği takvayı, affı, zühdü, dünyadan el etek çekmeyi, israf ile mücadeleyi üretim sisteminin içine ve temeline yerleştirmek ve bundan bir ekonomik sistem meydana getirmek gerekir. Doğru olan budur. Yoksa iktisat sistemini feodalite, kabilecilik ve burjuva dönemlerinde kabul eden bizler; sadece ahlakî nasihatlerden ibaret olarak ele alıp daima, ‘beyefendi lütfen ye; beyefendi lütfen yeme’ dememeliyiz. Bunun bir faydası olmaz.

İkinci Bölüm

Syf 73 Eşitlik, adalet, kardeşlik, Allah’ın hâkimiyeti, Tanrı’nın ve toplumun sosyal özdeşliği, ırka dayalı üstünlüğün şeytaniliği, takva dışında bütün değerleri reddetme, beşeriyetin ırkî birliği (insan ve toprak), tevhid, bireyin özgürlüğü, insanî üstünlük ve misyon; bunların hepsi sürekli, tarihin devrimci bayraktarlığını yapan ve mazlum halklara öncülük eden İslâm’ın sembolleriydi.

Syf 84 Bir kısmı put, bir kısmı putperest bir topluluk. Peki, insan nerede? O Allah’ın ruhu nerede? Nerede o emanet? Tarih, sosyal sistem ve hayat; herkesi bu ‘çirkinleşme’ tehlikesi ile karşı karşıya bırakır.

Syf 105 Allah’a böyle bir oyun oynamak mümkün! Ömrüm boyunca pazarda çapulculuk yapıp yağmalayacağım, halkın canına okuyacağım, Karun gibi hazine yığacağım. Ancak halk bu servete şüpheyle bakıyor, çocuklarım da beni halkın kanını emen biri olarak görüyor. İçim fesat dolu ve bir ayağım çukurda. Bir taraftan halkın serzenişi, diğer taraftan ölüm korkusu beni endişenlediriyor. ‘Malı temizleyen’ kurumlar, cennetin köşe başı ve en rağbetli yerlerini satışa çıkaran simsarlar var. Hatta Peygamber’in, imamın; Bedir, Uhut ve Kerbela şehitlerinin özel odalarını senin için rezerv ediyorlar. Mekke’ye gidip güç ve kudretinin vergisini boynundan atarsın. Vergi hesaplarını hoca efendiye teslim eder, onların da payını verir, dekontunu alırsın. Bu dekont, senin mülkiyet hakkının ve mallarının şer’î senedidir. Artık gam yemene, üzülmene gerek yok. Yarım asır süren bu kan emicilikten sonra artık günahlarından arındın. Aynen anandan doğduğun ilk günkü gibi tertemizsin. Yeni bir doğum! Böylece gözün, gönlün açılır (!) ‘Dinî sauna’ budur işte.

Syf 124 Sorumsuz bir dine; halkın alın yazısına ve mazlumun serüvenine yabancı, ondan uzak dindarlığa karşı bir nefret: ‘O namaz kılanlara yazıklar olsun.’

Üçüncü Bölüm

Syf 137 Denilir ki oruç, insanlar açlığı hissetsinler, kavrasınlar diye emredildi. Ancak bizim müşahede ettiğimiz, yılın tüm vitamin eksikliğini Ramazan ayında telafi ediliyor. Bu ne biçim açlık. Allah’ı mı kandırıyoruz? Bu dinle alay etmektir.

Syf 140 Bizler gerçekten dine olan inancımız ölçüsünde şunu iyi bilmeliyiz ki; dinin ayakta durması, bu geleneksiz, göreneksiz, usulsüz, aristokrat olmayan, teşrifatsız, makamsız, mevkisiz, abasız, cübbesiz, fedakâr adamların gayretlerine bağlıdır.

* İmam Humeyni’nin Oğlu Huccetu’l İslâm Ahmed Humeyni, Gözetim Altında Özgürlük / syf 169

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s