İslam

Bekleyiş/ Ali Şeriati

Gülsüm Kavuncu

Karşı Tepki Dini” (alt başlığı), Nüans Yayınevi, Şubat 1991, Çeviri: Ramazan Karaburçak

Diyor ki girişinde: Bu kitap özgün bir nüans yayınıdır. Bu kitap “İntizar ve Mezheb-i İtiraz” adlı farsça kitabın çevirisidir.

Karşıt İki Kutup

-Bu yüzden, sizden -ne o topluluktan ve ne de bu topluluktan ancak, benim seslenilenim olanlarsınız- büyük bir dikkat göstererek, geçmişe tapanlar gibi dini sorunlarda, algılamaya başvurmadan yenidir diye korkmamanızı, ideolojik sorunlarda da yeniye yapanlar -ilericiler- gibi dinsel kavramarın tasarımına ve eski terimlerin seçimine yalnızca, eski ve dinseldir diye saldırmamanızı diliyorum. Sizin de benim gibi, ne yersiz bir dinsel tutuculuğunuz, ne de yersiz bir din karşıtlığınız vardır. Benim gibisiniz. Makamınız da yok ki çıkarcı olabilesiniz. Dinsel bir mevkinizin olmaması dolayısıyla toplumca benimsenemezsiniz. Aynı zamanda aydın olmayan konumunuzdan dolayı, özel kimselerin sevdiği bir kişi de olamazsınız. (13)

Üç Topluluğa Göre İnançsal Bekleyiş Konusu

-Bizim dinci toplumsal yığınlarımız ise, bütün dinci toplumsal yığınlar gibi kendi dinsel inancı, kuralları ve yasaları konusunda, onları anlama, nedenlendirme, nedenlere dayandırma, kanıtlama dolayısıyla karşıt kimseler ile inanmayanların eleştirleri ve görüşlerini (kuramlarını) yanıtlamaya girişmek şöyle dursun, kuşkuya yer bile vermezler. Bu inanca kesin bir biçimde inanır, tersinin ya da yanlış olabileceğini düşünmezler. (17)

-Önemli olan bu temele inanmanın ya da inanmamanın risalette, sorumlulukta alınyazısında, bireysel ya da toplumsal görevlerimizde ne gibi olumlu ya da olumsuz etkisinin olabileceğini kavramamızdır. (29)

-Benim doğru kabul ettiğim İslam ve mezheble ilgili bütün konularda bağlı kaldığım ilke, öze olan inanç ve toplumsal yaşam bakımından daha yararlı gerçeği arama açısından daha makbul olmalıdır. (30)

-Benim, Şia’nın imamet ve buna inanç konusundaki açıklama yöntemim, kavrayış biçimim bu temele inanan birinin yaşamında, bu inanışa sahip toplumsal yaşamda olumlu, yapıcı ve ilerici etki yapıyorsa, o durumda bu kavrayış, doğru olmasının yansıra gerçektir. Düşüncelerimizi kanıtlamak için kullandığımız yeni bilim adamı, toplumbilimci ve kimyacının sözlerinin bizim yaşamımızda, toplumsal görüşlerimiz ile düşünce açıklığımızda olumlu bir etkisi olmuyorsa, teorimizin doğruluğundan kuşku duymamız gerekir. (30)

-Bir toplumda bazıları imamete senin kanıtlayıp anlattığın biçimde inansalar, alınyazılarında nasıl bir değişiklik yaratıp, görevlerinde ne tür bir etkisi olabilir? Bu temele inananlar ve inanmayanların alınyazılarında ne tür bir değişiklik yapılabilir? Senin ve benim inandığımız bu konuya ötekilerin inanmadığını, bununla birlikte aramızda hiçbir ayrılığın olmadığını hatta bizden daha iyi durumda olduklarını görüyoruz. Bu inancın etkisinin böyle olduğunu gördüğümüzde yanlışın nerede olduğunu bulmalıyız. Acaba imamat’İn özüne inanmak doğru, bunun yanısıra kurtuluş değil mi? Yücelik vermiyor mu? Sorumluluk vermiyor mu? Bilinç vermiyor mu? İnsani değer vermeyip bozgunculuk mu yaratıyor? (30)

-Bu biçimiyle ilk başta islamsal inancı açıklarken, yararının ne olduğunu, ne için söylendiğini, bizim yarınki alınyazımız üzerinde ne etkisi olduğunu buna ek olarak ona inancın ya da inançsızlığın öteki yaşam ve bu yaşam üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, kendimize ya da başkalarına sormamız gerekir. (32)

-Bütün anlamıyla bekleyişin temeli iki bölümdür. Olumlu bekleyiş ve olumsuz bekleyiş. Birbirlerine karşıt bu iki gerçek bekleyişin: Biri yıkılışın en büyük etkeni öteki, eylem ve yükselmenin en büyük etmenidir. Biri bedeni aşağılığa vermekte, bulunduğu duruma yöneltmekte, öteki gelecekçi yapmakta. Her ikisi de bekleyiş olan bu konunun anlama güçlüğü burada yatıyor. (38)

-Bekleyiş ile inançtan amaçlanan, bugün yitik olan gelecekte, adaleti yerleştirecek, beşeriyeti kurtaracak, gerçek, adalet ile birliğin yengi elde edeceği kurtuluş bağışlayıcısıdır. (38)

-Bizim kendisine inanıyor olduğumuz şeyi, biz doğru olarak biliyor, onu kişinin yücelik ve kurtuluşunun güvencesi sayıyoruz. Ancak, gerçekte ne kişiler kurtulmuştur, ne de adalet ve özgürlük yeryüzünde İslam toplumunda sağlanamamıştır. (50)

-Biz, İslam’dan önce zulme, sömürücülüğe, soyluluğa, bilgisizliğe, yoksulluğa adanmış, böylece özgürlük, yücelik, eşitlik umuduyla İslam’a yönelmiş yoksun toplumsal yığınların İslam’dan sonra bile yağmalandığını, acı çektirildiğini, ezicilik ve ayrıcalıklar içinde bırakıldığını görüyoruz. (51)

-Burada bekleyişin; evrene egemen, tarihe egemen, İslam’a egemen görünür gerçeğe karşı, bir vuruş olduğunu görüyoruz. Bekleyiş, varolana “yok” demek anlamına gelir. (53)

-Yeryüzünün bu aralığında, tarihinde, bu anında olan ben, gelecekte, yarın ya da her an, birden yeryüzünde gerçeklik ve eşitlik, ile ezilmekte olan toplumsal yığınlar yararına olabilecek bir devrim beklentisi taşıyorum. Benim de bunda bir rolüm olması gerekiyor. Bu devrim de; yakarmalarla, ölmelerle, buna benzer, şeylerle olabilecek bir devrim değildir. Tersine, somut bir savaşımın yanısıra inançlı kişilerin sorumluluğuyla olabilir. (55)

-Bekleyiş kişiye, geleceğe özlemin yanısıra büyük bir görüş kazandırmaktadır. Ancak günümüzde kişi, aşağılık tüketim düzeni içerisinde, bekleyişi elden çıkarmış, yalnız otobüsü beklemeye koyulmuştur. (58)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s