Milliyetçilik · Tarih

Tartışılan Sınırlar Değişen Milliyetçilik

 

Büşra Bulut

Şehir Yayınları- 128 Sayfa

Jürgen Habermas /Mustafa Armağan/ Benedic Anderson/ Partha Chatterjee/ Anthony D. Smith/ Tom Naim/ Büşra Ersanlı Behar

Modernlik ve Milliyetçiliğin Yeni Yüzleri/ Mustafa Armağan

Milliyetçilik, modernliğin türevi değil modernliğin bizatihi kendisidir. s.5

Greenfeld milliyetçiliği, içinde barındırdığı modernlikle tanımlamak şeklindeki temel eğilimin aksine,modernliği milliyetçilikle tanımlamayı seçerek ana akıma ciddi bir şekilde sırt dönmektedir.s.5

Nietzche, ‘tanrı öldü’ derken bir arzudan çok bir tespiti dile getirmişti. Tanrı ölmüştü modern çağda, çünkü artık insan ilişkilerini yöneten insan üstü bağlar ortadan kalkmış durumdaydı. s.6

Nietzche’nin niyeti sanıldığı gibi nihilizmi yüceltmek ve onun bayrağı altında toplanmaya çağırmak değildi insanları. O, aslında nihilizmin aşılması gereken geçici bir durak olduğuna inanıyordu.s.6

Milliyetçilik, modernliğin kurucu unsuruydu ve modernlik hem köklerinden kopma ile , hemde geleneklerin biçimsel dönüşümü ile tanımlanacaksa, bu durumda milliyetçilik tam da bu tanımın gereklerini mükemmelen yerine getiren bir görüntü sunmaktaydı.s.7

Her milliyetçiliği tikel-yerel bir hadise saymaya kalktığınızda bu defa da, bir teoriye bağlayamıyorsunuz konuyu -çünkü tikel olanın bilimi yapılamaz, bilim, tümel olanın peşindedir daima. s.8

Ulusalcılığın gücü, her şeyden önce bir kimlik duygusu yaratma eğiliminden kaynaklanmaktadır.s.9

Milliyetçiliği Anlamaya Giriş/ Benedick Anderson

Genel olarak kabul gören bir milliyetçilik tanımı bulunmuyor.Milliyetçiliğin modern mi yoksa kadim bir fenomenmi olduğunu kimse kesin olarak ispat edemiyor.s.11

Fransız devrimi ile başlayan dönemde ilerleme, liberalizm, sosyalizm,cumhuriyetçilik, demokrasi hatta muhafazakarlık gibi temel kavramların tamamı, küresel çapta anlaşılıyordu. İşin garibi milliyetçilik te bu kavramlara dahildi.s.12

Yavaş yavaş anlaşılıyor ki milliyetçilik, ancak ve sadece karşılaştırmalı küresel olarak tasavvur edilebilirdi.aynı şekilde anlaşılan bir diğer şey de, milliyetçiliğin yaşanmasının ve o doğrultuda çalışmanın evrensel değil, özel bağlamlarda çok daha kolay olacağıydı.s.13

Avrupa içinde statüko ve barışın korunduğu uzun -1815-1914- yüzyıl boyunca milliyetçilik, çok az kişiyi ve oda ara sıra ciddi teorik endişelere soktu. Bunlar da bizim ders almamız gereken durumlardır.s.13

Sosyalizmi savunan Otto Bauer; doğru olarak anlaşıldığı taktirde sosyalizm ile milliyetçilik tam bir uyum içindedir. Ayrıca ulus, tüm eski, tyecrit edilmiş cemaatleri, teorik ve yazı temelli bir kültür dayanışması gerektiren modern endüstri toplumları haline getiren ‘Büyük Dönüşümün bir ürünüdür.s.13

Acton ve Bauer in ikisi de milliyeti devletten ayırmak istiyordu.s.16

Bolşevizmin karşısında evrensellik iddasında bulunan iki rakip vardı; Birincisi, Kapitalist demokrasi /Batı. ikincisi de, faşizm. yerel düzeyde faşizm milliyetçilikten besleniyordu ama bunun dünya çapındaki yahudilik, Bolşevizm, Liberalizme karşı ulus-üstü bir güç olarak dünyaya hitap ettiğini tespit etmeliyiz. s.17

Yaşlı Avrupa da ulus-üstü toplumun gelişimi, oturmuş ulus devletlere karşı militan milliyetçiliğin doğuşu ile el ele oluştu. s.19

Milliyetçilik bugün yeni bir kılıkta ve kimsenin emin olamayacağı sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Bu da, hiç kuşkusuz, sovyet sisteminin enkazından çıkan zayıf ve ekonomik olarak cılız bir ulus devletler yığınının yaratılmasıdır. s.22

Ernest Gellner, 1960′ ların ortasında kendi etkin ve putkıran teorisini irdelemeye başlamıştı. Bu teoriye göre milliyetçilik, esas itibariyle statik tarım toplumundan endüstri ve mekanik etkileşim dünyasına doğru olan ‘Büyük Dönüşüm’e karşı zorunlu ve tamamen işlevsel bir tepkiden başka bir şey değildi. s.24

Anthony Smith, milliyetçilik ve milliyet üzerine, Gellner karşıtı bir ruhla, gittikçe karmaşıklaşan bir dizi yazı yazmaya başladı. Bir yandan milliyetçiliğin bazı önemli açılardan modern bir fenomen olduğunu tamamen kabul ederken, diğer yandan da işlevsel olarak ele alındığı ve yoktan ortaya çıktığı düşünüldüğünde milliyetçiliğin iyice anlaşılamayacağını savunuyordu.Buna göre milliyetçilik, zorunlu ve doğal olarak çok eski toplumlara dayanır. Bunların başında belkş de arızi olarak Ermeniler ve Yahudiler gelir. s.25

Gellner’e göre, milliyetçiliği yaratan aynı ‘Aydınlanmış’ endüstriyel modernite, Fransız devrimi’ni takip eden birbuçuk yüzyıl içinde Avrupa’nın dünyanın diğer bölgeleri üzerinde kurduğu egemenliğin de temeliydi. Dolayısıyla milliyetçilik bu egemenliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Her ne kadar Nehru,Skorno, Nkrumah tipi yerel liderler milliyetçiliğin bütünsellik ve otonomisini vurgulasalar da sömürge dünyasının son dönemlerinde milliyetçiliğin ortaya çıkışı ve sonrasının otantik olmadığı görülmelidir.avrupa dışındaki milliyetçilik,bencil ve nihayetşnde işbirlikçi, milliyetçi, politikacı, entellektüel bürokrat ve kapitalistlerin tahakkümünde kalan toplumlar arasında sahih, kendiliğinden ve özerk gelişmenin önünü tıkayan ve kaçınılmaz bir biçimde ‘türev bir söylem’dir. s.26

Çok yakın zamanlara dek milliyetçilik üzerine yapılan teorik değerlendirmeler cinsiyet sorununu gözardı ediyor yada marjinalleştiriyordu. Ancak son onbeş yıl içerisinde bu sessizlik yeni ve dev bir feminist çalışma ve teori demeti tarafından geri dönülemez bir şekilde bozuldu. Bu bağlamda şkş temel özellik ortaya çıkıyor: Birincisi, kadınların milliyetçi projelerle olan ilişkilerinin belirsizliği ve ulus devletin belirli cinsiyet rejimleri ile olan bağlantısına yapılan vurgu, ikincisi de Batı daki ileri, kapitalist toplumların deneyimi ile Asya, Afrika ve Ortadoğu’nun sömürge, yarı sömürge ve sömürge sonrası dünyaları arasındaki fark. s.26

Kozmopolit bir yahudi bilgini olan Hobsbawm , Avrupa’nın yeni milliyetçiliklerini en açık bir biçimde eleştiren kişidir. ve ona göre milliyetçiliğin birleştirici ve özgürleştirici olduğu Mazzini devri çoktan geçmiştir. Hatta meşhur ifadesiyle bugün milliyetçilik hakkında olağanüstü bir karmaşıklık kazanmış yazı tufanı, teşhisinin doğruluğunun en iyi kanıtıdır. s.27

Milliyetçilik ve Tarihçiler/ Anthony D. Smith

Milliyetçiliğin tarihi, ideoloji ve hareketin kendisi kadar muhataplarının da tarihidir. tam da çok değişken ve elle tutulmaz bir şey olduğu için milliyetçilik karşımıza değişik biçimlerle, daha doğrusu lehte ve aleyhtekilerin bize sunduğu biçimleri ile çıkıyor. Bu, sadece Avrupa tarihinin belli bir döneminde ortaya çıkmış ve belirli tarihi durumlarda kendini göstermiş değildir. Aynı zamanda milliyetçilik , derinlemesine ‘tarihselci’ bir karaktere sahiptir.

Milliyetçiliğin yaratıcıları ve sevdalıları arasında başı tarşhçiler çekşyor. Ancak bunlar milliyetçilik fenomeninin kavranması ve değerlendirilmesinde de önde gidiyorlar. (s.31)

Çoğu tarihçi açıkça düşman değilse de, milliyetçilik’ in ideolojik savlarına kuşku ile bakıyor.Tarihçiler genel olarak milliyetçiliği bir doktrin, ilke ya da argüman olarak görüyor. Bazı istisnalar dışında bunların muhayyilesini millet değil, milliyetçilik işgal ediyor. milliyetçilik milli duygu ulusa ait olma ve onunla özdeşleşme ile eşitleniyor.s.32

Ulus sonradan icat edilen bir kategoridir, ne doğal, ne de tarihi bir köke sahiptir. Ulusun tarihi, milliyetçi başarı anından başlar. tamamen modern bir kavramdır ve bürokrasi sekülarizasyon, devrim ve kaoitalizm gibi modern süreçlerin ürünüdür. Burada tarihçilerin anlayışı ile siyaset bilimciler, sosyologlar ve antropologlarınki ile çakışıyor, ancak şu istisna ile ki, tarihçi için milliyetçilik ideolojisi ve hareketinin ilk çıkışı hiç kuşkusuz, Polonya’nın Paylaşılması ve Amerikan bağımsızlık Savaşından Fransız Devrimi ve Napolyon Fütuhatına Prusya ve Alman tepkilerine uzanan döneme, 18.y.y’ın son çeyreği ve 19.y.y ın ilk on yılına dayanır.(s.34)

Her tarihçi kuşağının yada grubunun millet ve milliyetçilik kavramlarına atfettiği temel anlamlar değişebiliyor. İlk milli düşünce tarihçileri ulusu, birey özgürlüğünün bir siperi, küpeştesi olarak görme eğilimindeydiler.(s.35)

‘Uluslar’, diyordu Renan, ‘ezeli ve ebedi şeyler değildir. Başlangıçları ve sonları vardır. Muhtemelen ulusların yerini gelecekte Avrupa konfederasyonu alacaktır’.(s.36)

Acton’a göre çok uluslu imparatorluklar uluslardan üstündür. ‘Farklı ırkları mutlu etmekten aciz bir devlet kendi kendini mahkum eder.onları nötralize etmeye, asimilasyona ya da sınırdışı etmeye çalışan bir devlet kendi varlığını tehlikeye sokar. Onları içine almayan bşr devlet öz-yönetimin birincil temelinden yoksun demektir. Dolayısıyla milliyet teorisi, tarihi olarak gerici bir adımdır. ‘sonuç olarak’ diyor Acton, ‘milliyet ne refahı ne de özgürlüğü hedefler, bunların ikisini de milleti devletin kalıbı ve ölçüsü yapma zorunluluğuna kurban eder. (s.38)

Etnisite ile milliyetçilik arasındaki arasındaki ilişki sorununu , belkide ilk kez Weber’ de görüyoruz.(s.39)

Carr, tıpkı Acton gibi milliyetçiliği bireycilik ve demokrasinin , özgürlük ve eşitliğin reddi olarak görüyor. Carr, tarihi çalışmasında milliyetçiliğin üç döneminden söz ediyor.Uluslararası ilişkilerin hanedan devletleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar olduğu, karakteristik ekonomi politikasının ‘merkantilizm’ olduğu ve yeni ulusal birimin kralın kişiliğiyle özdeşleştirildiği erken modern dönem.(s.43)

Milliyetçilik, birincil anlamda bir kimlik ya da iletişim sorunu değil, sadece eşsiz ulus biçimindeki tarihselci anlayış ile evrensel ‘ulus-devlet’ siyasal kavramını özdeşleştiren kültürel bir muhalefet politika biçimidir.(s.50)

Ulus, varlığı için devlet bürokrasisi, kapitalizm, sekülarizm, ve demokrasi gibi tamamen modern şartlar gerektiren, tamamen modern bir sosyal örgütlenme kavramı ve tipi olarak görülüyor.(s.58)

Kimin Hayali Cemaati? / Partha Chatteriee

1950 ler ve 1960 larda milliyetçilik hala Asya ve Afrika’daki muzaffer sömürge karşıtı mücadeleler olarak tanınıyordu. 1970 lere gelindiğinde milliyetçilik artık etik siyasetinin bir meselesi olmuştu.s.63

Avrupa’nın hint geleneğine yönelttiği barbarlık eleştirisi büyük oranda dini inanç ve pratiklere, özellikle kadınlara yapılan muamelelerle ilişkili olanlara odaklanmıştı. Sonuçta miliyetçi orta sınıfın dünyasında aile sahası ve kadınların konumu hatırı sayılır bir değişime uğradı. Geleneksel düzenden farklı olmasının yanında batılı aileden de farklı olduğunu açıkça idda eden bir düzen doğdu ve bu hiç kuşkusuz yeni bir ataerkillikti. Yeni kadın modern olacaktı ancak aynı zamanda da ulusal geleneğin sembollerini sergileyecek ve dolayısıyla da batılı kadınlardan özde farklı olacaktı.(s.72)

Avrupalı Ulus Devlet/ Jürgen Habermas

Başarıları Ve Sınırları-Egemenlik ve Vatandaşlığın Geçmişi ve Geleceği Üzerine

Kısaca ifade etmek gerekirse, ulus devletin büyük tarihi başarısı kısmen şundan kaynaklanıyor: Modern devlet, yani bürokrasi ve kapitalizm ikizi, hızlı sosyal modernleşmenin en etkin aracı olarak ortaya çıkmıştır. Bugün hepimiz kimliklerini böyle bir devletin örgütsel birliğine borçlu olan milli toplumlarda yaşıyoruz. ancak modern devletler modern anlamda uluslar doğmadan çok önceleri vardı. Bu iki unsur, yani modern devletlerle modern ulus 18.y.y ın sonuna kadar bir ulus devlet şeklinde kaynaşmamıştı.Tabi normal olarak hukuki ve siyasi bağlamlarda biz ukus ve halk ı eşanlamlı olarak kullanıyoruz. ancak ulus terimi hukuki ve siyasi anlamları yanında ortak soy, kültür, tarih ve çoğunlukla da ortak bir dilin şekillendirdiği toplum anlamlarını da taşıyor. Bir devletin üyeleri belli bir hayat tarzı açısından bir ulusu oluşturuyor. ‘Ulus’ kavramının aynı anda hem siyasal öncesi bir ulus, hem de bir, yasal yetkileri olan vatandaşların oluşturduğu bir ulusu işaret etmesi rastlantı değildir.(s.80)

Ortaçağ üniversitelerinde öğrenciler geldikleri bilgelere göre uluslar esas alınarak bölünüyorlardı.Hatta daha öncesinde başkalarının size atfettiği ulusal köken zaten açıkça alçaltıcı yabancılık sınırıyla bağlantılıydı. belli olumsuz anlamlarla milliyetler yabancılara yakıştırılıyordu.(s.81)

Avrupa’da ulus düşüncesi anayasaya bağlılığı teşvikten çok, etnik merkezci ve yabancı düşmanı versiyonu içinde, politikalara destek olarak kitlesel hareketliliği sağlamak için bir araç olarak hizmet ettiki, bunun karşısında doğru eylem biçimi, direniş değilse bile, muhalefet olacaktı.(s.89)

Küreselleşme, sınırların ihlalini, kaldırılmasını, dolayısıyla da kendi sınırlarını neredeyse nevrotik olarak gözeten bir ulus devlet için tehlikeyi işaret ediyor. Anthony Giddens ‘küreselleşme’yi uzak mahalleri birbirine bağlayan küresel ilişkilerin, bir yerdeki olayların kilometrelerce uzaklıktaki olaylarca şekillendirilebileceği kadar yoğunlaşması olarak tanımlıyor.(s.92)

Milliyetçiliği olmayan milletler var. Ben de bunların birinden geliyorum. 1950’lerin iskoçyasında herkes İskoç olduğunu biliyordu ama neredeyse hiçkimse ileride kendilerinin de bu baş ağrıtıcı ‘izm’ peşinde koşacağını düşünmüyordu. (Tom Nairn)(s.1019

Milliyetçilik Teorileri/ Büşra Ersanlı

Avrasya’da Siyaset ve İlişkiler

Milliyetçilik teorilerinin zenginleşme dönemi 1980 lerin başı, yani yaklaşık 20 yıl öncesidir. 20 yılda dünyada çok şey değişti, tabi millet ve milliyetçilik kavramlarının kullanılış biçimleri ve vurguları da. işin değişmeyen, hatta kuvvetlenen yönü ise, millet ve milliyetçilik tecrübe ve fikirlerinin siyasal alana daha yakınlaşmasıdır. Kısaca millet düşünürleri, milliyetçilik düşünürleri olmak zorunda kaldılar. ancak Milliyetçilik kavramının bir çok açıdan her türlü sosyal/ekonomik duruma, her ideolojik eğilime, her siyasal modele uyarlanabilir bir kavram oluşu, ona hem evrensel, hem de partikülarist bir kavram olma niteliği kazandırıyor. İşte tam da bu nedenle milliyetçilik, bir teorinin ana çözümleme birimi olamıyor. son 20 yılın çalışmaları bu kavramın tipolojiler üzerinde incelenebileceğini gösteriyor. (s.115)

Milliyetçiliği, uluslaşma süreciyle, yani sanayileşme döneminde gereksinim sonucu iktidara geçen kültür olarak açıklayan Gellner, doğrudan siyasal tarih çözümlemeleriyle milliyetçiliği kavramlaştıran daha önceki düşünürlerden ayrılıyordu. 1970 lerin başından itibaren bazı milliyetçilik teorisyenleri bir dizi kitap yazdılar. Bunlar arasında A. Smith, milliyetçiliği teori kavramıyla birlikte ele alan bir yazardı. Ancak teoriden çok milliyetçiliği bir doktrin olarak ele alıyor ve bu alanda o güne kadar varolan tanımları ve eleştirilerini gözden geçirerek bu doktrinin özellikle modernist anlamını daha etraflı çalışma gereğini vurguluyordu. Gellner milliyetçiliğin potansiyel varlığından ziyade sanayileşme sürecinin üst kültürde yarattığı bir gereksinim, yani sonradan olma niteliğine ağırlık veriyordu, Smith ise, milliyetçilik ile gerekliliğin ve işlevselliğin yanı sıra süreklilik de görüyordu. anderson ise, 1983 te yayınlanan Hayali Cemaatler adlı eserinde milletleri, ne potansiyel olarak hep varolmuş bulunan, ne de doğrudan sanayi toplumlarının yarattığı bir gerçeklik olarak ele alıyordu. tersine, milliyetçiliği farklı tecrübelerle farklılaşan gruplar tarafından tasarlanan bir proje olarak sunuyordu. (s.116)

Yine aynı yıllarda John Breuilly millet olgusunu teoriyle hiç bağdaştırmadan dünyanın çeşitli deneyimlerini siyasal bir tipolojiyle ortaya açık bir biçimde koyuyordu. Millet olgusunu sadece sosyo-ekonomik tarihi açıklamalara bağımlı kılmadan aynı zamanda siyasal çözümleme ve dönüşümlerle birlikte ele alan Breuilly , siyaset dışı kalarak milliyetçiliği açıklamaya çalışanlardan farklı bir noktada idi. (s.117)

Nesnel kriterlerle şekillenen milliyetçilik fikri ile, irade ile şekillenen milliyetçilik fikrinin iki ayrı akım olarak alınmasını tarihsellik gerçeklikle bağdaştırmayan Hobsbawm, alında Gellner gibi kültür ile iktidarın birleştiği noktalarda farklılaşan milliyetçilikleri vurgulayarak Batı Avrupa tecrübesinin tarihi tayin ediciliğini öne çıkarmıştır.(s.118)

Lenin’in’ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’ anlayışı, başından beri ulus devlet modelini dışlamıştır. (s.121)

Milliyetçiliği ahlaki açıdan aşmaya çalışanlarla milliyetçiliği çok genişletme ya da çok daraltma yoluyla dünya siyasetine katılma yolları arayanlar arasında ciddi farklar vardır. Birincisi, bölgesel, yasal ve siyasal entegrasyonla güçlenirken, diğeri bölgesel ekonomik ve kültürel dayanışma ile katılım benliğini ispat etmeye çalışmışlardır.(s.127)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s