Dilbilim

Plastik Kelimeler/ Uwe Pörksen

İlk olarak Açılım Kitap’tan henüz çıkan Plastik Kelimeler’in notlarını paylaşıyorum. Uwe Pörksen Freiburg Üniversitesi’nde dilbilim profesörü ve Ivan Illich’in yakın dostu. Kitabın çevirisini Tacettin Şimşek yapmış.

HATIRLATMA bölümünden

Plastik kelimelerin günlük dildeki kullanımlarını karakterize etmeye çalıştığımızda, son derece garip bir tarzda, matematik dilini karakterize ederken kullandığımız bir dil ortaya çıkıyor. Bu hayret verici durum, ‘Günlük dilin metematikleştirilmesi’ ifadesini neden kullandığımızı açıklıyor. O ifade, küçük bir ayak oyununyla, zaten çoktan beri dikkat çeken ‘Günlük dilin bilimselleştirilmesi’ni de gösteriyor. Bu kavram çoğunlukla, günlük dilin bilimsel bir dil olduğunu ortaya koymuyor, aksine bilimin sözünün geçtiğini veya günlük dilin bilim tarafından istila edildiğini gösteriyor. Esas itibariyle bilim, değiştilmiş olarak günlük dilin içinde yerini almış vaziyette, bir piç gibi: genellikle şüphe uyandıran, doktriner, ele geçiriciç günlük dilde ortaya çıktığında matematiğin çarpıtılmış olması gibi, günlük dil de matematikleştirildiğinde çarpıtılır. İşte konumuz, bu karıştırma ve karşılıklı çarpıtmadır. Alan karışması aynı zamanda diller dünyasını da etkiliyor. Egemen olan bilimsel düşünceler ve onların kötü taklitleri arasında, gündelik dünyada şimdiye kadar aydınlatılmamış bir ilişki olması gerekir: Alanların karışıklığı/ iç içe geçmişliği, üzeri örtülmemesi gereken bir problemdir.

s. 10-11

GİRİŞ bölümünden

Birleşmiş milletler sözleşmesi 1945 yılında 52 devlet tarafından imzalandı; şu an birleşmiş milletlere 160 devlet üyedir. Bugünkü devletlerin 2/3’si çok genç, bir kuşak yaşında bile değiller ve avrupalı bir örneği takip etmek suretiyle, şöylesi bir ödevle kendilerini yükümlü görüyorlar: tek bir dili, birliğin ulusal sembolü olarak kabul ettirerek ve bu dili alfabetik sıraya koyarak, standartlaştırarak, mümkün olduğunca tamamlamaya çalışarak, ‘geliştirerek’, sevinçle dünya uygarlığının içeriğini ‘aktaracak’ ve ‘birbirleriyle bağlantı kuracak’ duruma getirmek. Kendilerini, yapmakla sorumlu gördükleri ödev, dil ile ilgili oldukça saçma ve ithal düşünceyi kabul ettirmek ve on yıllar süresince bir ‘modernleşme’ ortaya koymaktır ki aslına bakılırsa, Avrupalı ulusların Ortaçağ evrensel latin yazı kültüründen yavaş yavaş kopması için yüzyılların geçmesine ihtiyaçları olmuştur. Bu, sınırları tayin edilmiş alanların, köklü bir şekilde yeniden düzenlenmesinden başka nasıl mümkün olacak? Böyle yapması, genç ulus devletin, kendini ve atalarından kalma dillerini tamamen savunmasız bırakması anlamına gelmez mi?

1945’ten itibaren sömürge durumundan kurtuluşlar bu girişimleri daha da hızlandırmıştır. Üçüncü dünya ülkelerinde, avrupa ulusal ‘kimlik’ programları ne kadar kararklı şekilde kabul ediliyorsa diller ormanı da o hızla çoraklaşmaktadır. Üretken gübü sömüren kolonyalizm, sadece modern avrupalı ulus devlet değildir, ulus devletin ta kendisidir.

s.17

Aktarma ve geri aktarma modeline göre bu zaman içersinde birçok şey dilimize ve düşünce dünyamıza girmektedir. Popüler ve günlük dil kavramları, bilimsel alana veya daha yüksek bir alana aktarılmakta, burada genel geçer gerçekler özelliği kazanarak, etkili ve esaslı kavramlar şeklinde günlük dile dönmekte ve orada hakim mitler olarak günlük yaşamı gölgelemekteler. 1800’lerde ‘sağlık’ ve ‘kalkınma’ ve yüzyılın ortalarından sonra da ‘varolmak için savaş’ ve ‘tabiî ayaklanma’ kavramlarında bu durum çokça görülmüştür. Görülüyor ki, ortak dil alanları birbirine kenetleniyor ve ilk aktarım sonraki geri aktarımı teşvik ediyor. Böylece marx ve freud’un bilimsel öğretileri, gündelik dünyada doktrinler ve mitler olarak tekrar ortaya çıkıyor ve günlük dili istila ediyorlar.

s.19

Amorf (şekilsiz) plastik kelimeler, endüstri ülkelerinin temel yapı malzemeleridir. Bu simgeler (şifreler), geniş geometrik alanlar yaratıyorlar; böylece her bir şey hiç güçlük çekmeden engelsiz ve daraltılmamış bir geçite koyuluyor ve orada kullanım alanı buluyor.

s.19

Plastik kelimeler, genelde bilimsel alandan gelirkler veya onun arasından geçip gitmişlerdir. Bir çeşit bilimsel moloz ya da günlük dilde bilimin köprü başlarıdırlar.

Günlük dilin bilimselleştirilmesi, bu lelimeler örneği üzerinde düşünüldüğünde, sömürgeleştirmenin bir şekli gibi gözüküyor.

s.22-23

I.ELBE NEHRİNİN HER İKİ TARAFINDAKİ PLASTİK KELİMELER bölümünden

CİNSELLİK

Bu kelime (cinsellik), yaşanan bağlamdan/şartlardan bağımsız vir terim gibi kullanılmıyor; o psikanaliz bilimi aracılığıyla yerleşmiş ve onun tarafından şekil verilmiş bir kelimedir. En azından ‘cinsel’ veya ‘cinsî’ sıfatı, 19. yüzyılın sözlüklerinde gereği gibi kullanılabilmektedir; Campes yabancı kelimeler sözlüğünde, Jakob Heinrich Kaltschmidt’in çok verimli ve neredeyse hiç tanınmayan ‘Alman dilinin genel sözlüğü’nde veya Sanders’de. ‘Cinsellik’ sosyal örgüsü itibarî olan bir toplum içinde, yukarıdan aşağıya ödünç alınan yabancı kökenli yerleşik bir kelimedir. O, yüksek bir seviyeden aşağıya yuvarlanmış bir kelimedir.

s.28

GELİŞME/KALKINMA

Ortak dilsel bir kelime olan ‘kalkınma’, bizdekinden (Batı Almanya’dakinden) daha belirgin olarak bilimsel formata sokulmuştur. 18. yüzyılda ortak dilden bilime aktarıldıktan sonra ve hızlıca bütün branşlarda yayıldığında artık bilimsel olarak tanımlşanmış şekilde ortak dile geri aktarıldı. O artık geri dönmüştür. Geçerli olan bilimsel nazariyenin otoritesinden istifade etmektedir.

s.34

Bilimsel sosyalizm bilindiği gibi devlet yapısının temelidir ve ‘kalkınma’ onun evrensel anahtarlarından biridir. Resmi dil, tam anlamıyla uzmanlık gerektiren özelliklere sahiptir ve o dili açıklayabilecek sayısız uzmanlara ihtiyaç vardır. Bu, iki dili iyi konuşabilme, iki dillilik, toplum içersinde iki lisanlılık konusunda örnek bir vak’adır; günlük dil toplumsal elitlerin dili tarafından sömürgeleştirilmiş ve tahakküm altına alınmıştır.

s.35

‘Kalkınma’ üzerine resmi bilgiyi örneğin “Marksist-Leninist Felsefe Sözlüğü” (1986) verir: “Yükselen çizgide hareket, diyalektik olumsuzlama ile nicel ve nitel değişimin birliği (…) Maddi dünya, tarhsel gelişime paralel oolarak birbiriyle bağlantılı olan değişik kalkınma evreleriyle bir sistem oluşturuyor.” ‘Yükselen çizgide hareket’ kavramı nerdeyse hiçbir şeyi tanımlamıyor ve bütün bir dünyayı bu ortak paydada eşitliyor, her defasında kesin ve asıl kelimeyi müphem tablo ile değiştiriyor ve nüanslarıyla ortaya konulmuş ifade alanlarını kapatıyor. Yani dili sınırlandırıyor.

‘Yükselen çizgi’ sonsuza işaret ediyor, aynı zamanda bir varlığı nitelendiriyor. Kalkınma bir tarz harekettir, kendisine boyun eğmeyen dilsel veya nesnel her şeyin, onun karşısında ümitsiz bir şekilde geri kaldığı ve eskidiği bir hareket…

s.36

Kalkınmaya objektif bir tarzda geçişin kusursuz olduğu açık örnekler de vardır, 11 aarlık 1986’da thüringer tagerblatt gazetesi “tarım, orman ve besin maddeleri işletmeciliğinin kalınmasının devam kararı taslağı”nı ele alır ve şunu belirtir: “erfurt bölgesi yeni beşyıllık plan süresince bir yüksek teknoloji merkezine dönüşecektir.” işte bahjsedilen bu örnekte olduğu üzere, kalkınma tahmin edilebilir ve yapılabilir bir tabiat hadisesidir. Salınan bu çok anlamlılık, kelimenin, tamamen yüce bilimin tahakkümü altına alınmış olarak, denizanası büyüklüğünde bir amibe dönüşmesine sebep olur.

s.38

O halde, kendilerini tipik toplumsal anlam varyantlarıyla gösteren sınırlı sayıda kelimeye ‘plastik kelime’ diyoruz. (…) ‘Tanıtıcı sözler’den, terimler’den, kelime kabukları’ndan söz edildiğinde, kelimelerin tipik bir kullanım tarzı ile başka bağlamlarda çok farklı kullanılabilecekleri kasdedilmiştir.

s.46

Konumuz, günlük dilin tektipleştirilmesinin en son aşamasıdır. Ulus devlet, dilleri kendi topraklarında yeknesaklaştırdıktan ve standartlaştırdıktan sonra , artık onları lüçük bir kodun yardımıyla küresel planda şekillendiriyor. Burda meşgul olduğumuz kelimeler sınıfı, muhtemelen almanca günlük dilimizi, 1945’ten sonra amerikan dilinden çok sayıda alıntılarla esaslı bir şekilde değiştirmiştir ve onlar, eski ve yeni genelde yararlı ‘yabancı kelimeler’e nazaran farklı bir ilgiyi hak ediyorlar.

s.46-47

Plastik kelimeler evvele kavramdırlar. ‘kalkınma’ ilk olarak bir kavramdır veya Goethe ve Lichtenberg’in tabiî bilimsel çalışmalarındaki ifadeleriyle söylersek bir ‘tasavvur tarzı’dır. 19. yüzyılda ‘kalkınma’i tabiat ve tariteki görüngülerin çeşitliliğini tasavvur etmek için belirli bir tavır ve usul idi. Bu tasavvur farklı bir kelimeyle de oluşturulabilirdi, örneğin ‘evrim’ kelimesiyle. 20. yüzyılın ortalarından bu yana kalkınma kavramının ne anlama geldiği, diğer kelimeler aracılığıyla söylenebilmektedir ve oldukça farklı ifade tarzlarıyla günlük dilde kökleşmiştir. ‘genişle(t)me’, ‘büyüme’, ‘modernizasyon’, ‘yenilenme’ veya genişletmek, modernleştirmek gibi kelimeler, köhne, modası geçmiş ve ilerici, modern ve eskimiş gibi sıfatlar da onu destekliyor.

Diğer taraftan kelime’ye ehemmiyet göstermeliyiz. ‘kalkınma’ isim olarak da etikildir; bu sdeste geniş kapsamlı bir tasavvur ve bir çağrışım alanı mevxuttur. O mübalağacı bir özel işaret, bir müphem bilgiler dosyası ve bir sedadır. Böylesi izole edilmiş isimlerle, girişte değinildiği gibi, dil kendini bağımsızlaştırabilir.

s.47

II. PLASTİK KELİMELER YENİ BİR SÖZCÜK SINIFI MIDIR? Bölümünden

Demokrasinin, değişimin başka bir kökü olması acaba mümkün mü? Jürgen Schiewe, Tocqueville’yi hatırlatıyor, ki o eserinin 16. bölümünde amerikan demokrasisi hakkında yeni devlet biçimine yeni ingilizcenin üç özelliğini yüklüyor;soyutlama, kişileştirme ve belirsizlik. Tocqueville ‘kapasiteler’, ‘aktüeliteler’, ‘olasılıklar’ kelimelerini sayıyor: “Demokratik yazarlar sürekli bu tarz soyut kelimeler meydana getiriyorlar veya dilin soyut kelimelerini daha bir soyut anlamda kullanıyorlar.

Bunun ötesinde bu soyut kelimelerin konularınıi konuşmayı akıcı kılmak için kişileştiriyorlar ve onun gerçek bir varlık gibi hareket etmesine sebebiyet veriyorlar. Onlar şunu söylüyorlar: Kapasitelerin hükmetmesini şeylerin gücü istiyor.”

Ve devamla: “demokrasinin dilini dolduran ve insanın her fırsatta kullandığı bu soyut kelimeler, onları özel bir mesele ile ilişkilendirmedeni aynı zamanda dşünceyi genişletiyor ve örtüyorlar; ifadeye bir hızlılık katıyor ve kavramı siliyorlar. Demokratik uluslar belirsizliği, itina göstermekten daha fazla seviyorlar. (…) bugün ifade ettikleri düşüncenin, yarının yeni ortamında uygun olup olmayacağını bilmediklerinden, tabiî olarak soyut ifadelere meylediyorlar.”

Kim, dil kullanımının, ‘plastik kelimeler’ veya ‘yananlamsal klişeler’ tarafından biçimlenmiş ön tarihini araştırmak istiyorsa, “tarihsel temel kavramlar”a, Fransız Devrimi’ne ve Tocqueville’in Amerika gözlemlerine başvurması gerekir.

s.52-53

Bilim adamı kendi dilinin asli efendisidir. İthal kavramları kontrol etmek ve gerektiği yerde yeni terimler şekillendirmek onun mesleğidir. Kullanılan kelime veya işaret ilk olarak bir şeyin bildirimine hizmet eder. Bir kavramın kullanım sahasının genişliği, ona belirleyici vasfı kazandırmaz, fakat onun yananlasallardan/anlam çağrışımlarından korunması gerekir. Bundan dolayı kavramların şekillendirilmesinde, günlük dilin ses ve anlam alanına yerleştirilmemiş, dilsel malzeme tercih edilir; kısaltma sembolleri, özel isimler, Grekçe veya Latince kelimeler -ki bunlar kavramı daha az bir önyargı ile belirleyen kendisini serbest tanımlanmış bir içerik ile bağlayabilen unsurlardır- kullanılır.

Şekilsiz plastik kelimelerin kullanıcısı olan kişi, bu kelimelerin daha çok kölesidir. Onları kontrol etme imkanı yoktur, sadece onlardaki kapsamlı geniş alanı her yönüyle görme imkanı ardır. Kelimenin, bir sosyal işlevi ve bir ‘alan’ı vardır. Bir de fiziki olarak, günlük dilde her şeyden önce görkemli bir alanı vardır.

Bilimsel kavram, şüphesiz bazı şeyleri bilimden günlük dile aktarır, sonunda bir ufuk genişlemesi söz konusu olur. Bilimsel kavramların günlük dile geçişinin tarihi, bir aydınlanma tarihidir ve o geçiş bilginin genişlemesini yansıtır. Fakat biz gittikçe tehlikeli hale gelen akıntıyı göz önünde bulundurmalıyız. Bilimsel kavram kendini gösteriyor: yani bilginin ilerlemesine hizmet edecek kavramın bilimsel işlevi, günlük dilde büyük etki uyandırıyor; sanki sürekli olarak, günlük yaşam dünyasının ilerlemesi hususunda yapacak şeyleri varmış gibi… artık bilimsel kavram günlük yaşamın adeta şifresi oluyor. Bilimin, değer yargısı içermemezliği, bağlayıcı dilin hafıza desteğinde sosyal dünyanın yargı içermezliğine doğru dönüşüyor.

s.62-63

Plastik kelimeler, kullanılabilecek olan günlük dilin kavramlarını yerinden uzaklaştırmıyorlar ve onların yerine de geçmiyorlar. Ancak bizim bu kelimelerimiz, bilimin otoritesiyle ve onun evrensel talepleriyle donatılmış olarak, günlük dili ve onun çoğunlukla ayırt edilmiş ifade alanlarını ele geçiriyorlar. Bunlar, klişe olmuş, nesneleştiren, belki de kişiselleştiren, bağımsızlık elde ettiren ve geniş etkiler açığa çıkaran eski cümlelerdir, sabitleşmiş yüklemlerdir. (…) böylece şu gerçek ortaya çıkıyor: şekilsiz plastik kelimeler ne tarihî temel kavram ne bilimsel ne de günlük dilsel soyut kavramlardırlar, onlar dil kritiğinin ürünlerinden, moda kelimeler ve boş formüllerden, tanıtıcı kelimeler ve parolalardan açık şekilde farklıdırlar. Kendileri vasıtasyıla yeni bir çağın hazırlandığı ve ifade edildiği yeni bir kelime tipidirler.

s.69

IV.REALİTEYİ ÜRETEN GÖREVLİLER OLARAK UZMANLAR bölümünden

Kabuk bağlamış bir bilimsellik ve profesyonellik ortak dilimizi sertleştirdi ve ona otoriter bir renk veriyor.

s.95

Bir kimsenin latince veya fransızcayla karıştırılmış bir dile atıfta bulunurken geç ortaçağda diyebileceği gibi, günlük dil benekli/lekelidir. Plastik kelimeleri teknik terimlerle evlendirerek oluşturulan bir melez altdil, günlük dile sızmıştır. (‘Malzemenin dayanıklılığını yitirmesi kongre salonunun çökmesine sebep oldu.’ ‘İçişleri Bakanı, S casusluk olayında zarar sınırlaması talep ediyor.’ örneklerindeki gibi profesyonellik görünümüne yol açan günlük yeni kelimeler üretilmiştir.)

s.96

(Bu bölümde sağlık sektörü ve uzmanlık arasındaki çarpıcı ilişkiden bahsediliyor, baştan sona okunması faydalı olur.)

Brigitte Erler,kitabında kalkınma yardımlarının ‘öldürücü yardım’ olduğunu yazıyor:

“Fakat, bütün özel bilgilere rağmen mütemadiyen kalkınma yardımlarımızı haklı göstermeye çalıştığımız ve böylece tarafımızca işlenen hunharlıkları vicdanen tahammül edilebilir kılan en önemli araç, seçici algılama yanında soyutlama vasıtasıdır.

s.110

Bir benzetme yapılacak olursa, uzmanların dili yayılandır, onun sıcaklık ve iç basıncı kaybolmaktadır. Yani genişlemesiyle inceliyor ve boşalıyor.

s.111

(Uzmanın) dilinin yüksek soyutlama derecesi dünyayı tesviye ediyor ve aynı zamanda dünyanın sebep olduğu acıları hiç dikkate almıyor. Bilim alanının aynı zamanda da idarî alanın soyutlamalarına yaslanabiliyor.

s.112

  1. GÜNLÜK DİLİN MATEMATİKLEŞMESİ bölümünden

Şu ana kadar söylenilenlerbir cümlede özetlenebilir; günlük dilimiz gittikçe matematikleşiyor.

s.117

Bu [plastik] kelimelerin hareketliliği, bağlantı kurma kabiliyetleri, neredeyse sınırsız görünüyor ve onları kullanabilme imkanı sonsuzdur.

s.120

Konumuzi matematikleştirmenin ayrı bir konusuolan plastikkelimelerin’uluslararası temeli’dir/kodu’dur. O basittir, tarihten yoksundur, kolay öğrenilebilir ve icra edilebilirdir; kelime hazinesi ve bağ kurma kurallarına indirgendiğinde bir tarz Lego plastik kalıbıdır. O, yerel günlük dillerin üzerini örter, onları yerlerinden uzaklaştırır, tüm nüanslarıyla ortaya konulmuş dile ait ve dil dışı ifade alanlarının yerine geçer, sadece zaman farklılığıyla her yere ulaşır ve yeni dil olarak kullanıma girer. Endüstri devletinin ‘Lego dili’, gezegeni biçim verilebilir hale getirmektedir.

s.124

Edmund Husserl: “Mısır kralı, sayı ve hesabın, ölçü sanatı ve yıldız biliminin, tahta (figür ve taşlarla) ve zar oyununun, ve dahi harflerintanrısal mucidi Thruth kendisine bu sanatları gösterip, onların diğer Mısırlılara da iletilmesini istediğinde şöyle karşılık verdi: ‘Ey olağanüstü Thruth! Birisi hangi sanatların ortaya çıkarılacağını, bir diğeri ise bu sanatların, onları kullanacaklara ne kadar zarar ve yarar getireceğini değerlendirmeyi biliyor.” (Phaidros 274) Evet işte bizim bugün, o diğer kişiye ihtiyacımız var. Politik olan şeylerin bağımsızlığı bulunmamaktadır. Yaşam alanlarının özerkliği asıl olandır/öncelenmesi gerekendir… bizler tabiî bilimlerin totaliter yönlendiriciliğinin veya onları dönüştürenlerin kurbanıyız. Dil bu hadiseyi yansıtıyor ve bir bakıma onu hazırlıyor.

(…)

1933’te, Şikago dünya fuarında, basit gibi gözüken ama sın derece öarpıcı bir slogan afişe edildi: “Bilim icat eder, teknik istifade eder, insan ise ayak uydurur.” Bu böyledir. Maalesef.

s.126

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s